
Makale
Anksiyetenin Gizli Hayatı
Anksiyete ile panik aynı şey değildir. Panik hayatta kalmak için devreye giren bir tehlike alarmıyken, anksiyete aslında planlama yapma ve işleri bitirme motivasyonudur. Gelecek odaklı yapısı nedeniyle huzursuz etse de amacı sizi sabote etmek değil, hazırlamaktır. Duygularınız birer problem değildir, aksine sorunları çözmeniz için gelen zeka formlarıdır. Sakinleşmeye çalışmak yerine "Şu an neyin yapılması gerekiyor?" sorusuyla anksiyetenin enerjisini eyleme dökün.

Anksiyetenin Gizli Hayatı
En çok yanlış anlaşılan duygumuz, en önemli niteliklerimizden bazılarını barındırır.
Ana Noktalar
Çoğumuz anksiyeteye olumsuz bir duygu olarak yaklaşmayı öğrendik, ancak o temel bir bilgelik (zeka) içerir.
Pek çok (hatta çoğu?) insan anksiyete ile panik duygusunu —yani hayatta kalma odaklı duygumuzu— birbirine karıştırır; oysa ikisi aynı şey değildir.
Anksiyete, motivasyon duygusudur; taşıdığı yoğunluk ve gelecek odaklılık onun dehasının birer parçasıdır.
Anksiyeteyi anlamak, hayatınızın her alanında işlerinizi halletme becerinizi destekleyebilir.
Kitabım Embracing Anxiety (Anksiyeteyi Kucaklamak) için anksiyete üzerine araştırmalar yapmaya başladığımda, büyük bir sorunla karşılaştım: Konuştuğum herkes anksiyete ile paniği birbirine karıştırıyordu!
Arkadaşlarım ve ailem, terapistler ve danışmanlar, doktorlar, anksiyete üzerine yazılmış kitaplar ve sorduğum herkes paniği tarif ediyordu. Motivasyonun, işleri halletmenin ve teslim tarihlerine yetişmenin duygusu olan anksiyeteyi değil; tehlike anında hayatınızı kurtarmak için devreye giren panik duygusunu anlatıyorlardı.
İnsanlara (ve kitaplara) anksiyeteyi sorduğumda; terleyen avuç içleri, bir dehşet hissi, artan kalp atış hızı, yükselen adrenalin, kafa karışıklığı, zihnin boşalması, yaklaşan başarısızlığın kemirici hissi, aynı anda hem donup kalmış hem de alevler içindeymiş gibi hissetmek ya da kaçma ihtiyacı duymak gibi şeyleri tanımlıyorlardı. Başka bir deyişle, paniği.
Panik; savaşmak, kaçmak, donmak ya da güvenliğe sığınmak için ihtiyacınız olan o güçlü enerjiyi size getiren harika, hayat kurtarıcı bir duygudur —ama anksiyete değildir.
Hayatımın daha erken dönemlerinde ben de anksiyete konusunda bilgisizdim ve çoğu insan gibi anksiyete ile paniği karıştırıyordum. Ancak 2010 yılında, psikolog Mary Lamia’nın bir radyo programında anksiyete hakkında konuştuğunu duydum ve zihnimdeki tüm ampuller aynı anda yandı!
Mary, 2017 yılında anksiyete üzerine kendi kitabını yazdı: What Motivates Getting Things Done (İşlerin Halledilmesini Ne Motive Eder) (aşağıya bakınız).
Mary’nin verdiği bilgiler sayesinde anksiyeteyi kendi duygu modelim olan Dinamik Duygusal Entegrasyon (Dynamic Emotional Integration) içine yerleştirmeyi başardım. Bu model; duyguların neden ortaya çıktığını, nasıl çalıştığını ve onlarla doğrudan nasıl çalışılacağını inceleyen birleşik bir duygu teorisidir. Anksiyete bir zamanlar teorimde boş bir noktaydı; ancak neyse ki artık anksiyete, yeri doldurulamaz kendine has kimliğiyle bu teoride yer alıyor.
Anksiyetenin Sırlarını Açığa Çıkarmak
Anksiyete; motivasyonun, planlamanın, zamanlamanın ve işleri halletmenin duygusudur. Anksiyete kaynaklarınızı toplamanıza, görevlerinizi tamamlamanıza ve teslim tarihlerine yetişmenize yardımcı olur. Bunu yapabilmek için anksiyetenin geleceğe ve en iyi işinizi ortaya koyup zamanında tamamlamak adına ihtiyacınız olan becerilere, kaynaklara, araçlara ve desteğe sahip olduğunuzdan emin olmaya pür dikkat odaklanması gerekir.
Bu nedenden dolayı, anksiyetenin rahatsız edici hissettirebilen iki yönü vardır. Birincisi, aynı anda birçok şeyi göz önünde bulunduran yüksek enerjili bir duygu olması ve aşırı odaklanma (hyper-focused) eğilimi taşımasıdır. İkincisi, önünüzdeki süreç için plan yaparken anksiyetenizin sizi geleceğe yönlendirmesidir. Artan enerji ve gelecek odaklılık —özellikle anksiyetenin size yardımcı olmaya çalıştığını fark etmediyseniz— kendi başlarına bile huzursuz edici ve dengenizi bozucu olabilir.
Eğer anksiyeteyi tanımıyorsanız, onun bu enerjik ve öne doğru atılan yoğunluğunu bir problem zannedebilirsiniz. Ve eğer tamamlamanız gereken çok fazla göreviniz ya da yetişmeniz gereken çok fazla teslim tarihiniz varsa, anksiyetenizin doğal olarak vites yükselten davranışları sizi bir sarmala sokabilir. Anksiyetenin o yoğun, görev tamamlayıcı ve teslim tarihine yetiştirici enerjisine tutunmak yerine, sadece bunalabilir, odağınızı ve motivasyonunuzu kaybedebilirsiniz.
Panik İmdada Yetişebilir
Anksiyetenin sunduğu bu hediyeleri kaçırdığınızda ve işlev göremez hale geldiğinizde, ne yapılabileceğini görmek için paniğinizin öne çıkması gerekebilir. Bu durumda fiziksel hayatınız tehlikede olmasa bile, bir teslim tarihini kaçırdığınızda veya görevlerinizi tamamlayamadığınızda iş hayatınız, okul başarınız veya ilişkileriniz tehlikeye girebilir. Böyle bir senaryoda panik, size yardımcı olmak için kendi enerjisini devreye sokabilir!
Ancak, paniğin olası bir tehlikeye yanıt verdiğini bilmiyorsanız bir sarmala düşebilirsiniz. Kendinizi hem motive olmanıza yardımcı olmaya çalışan yoğun bir anksiyete ile hem de işinizi veya dünyadaki konumunuzu kurtarmaya çalışan yoğun bir panik duygusuyla kuşatılmış bulabilirsiniz. Bu çok fazla gelebilir; ben de bu iki güçlü duygu ortaklık kurduğunda insanların bunu tanımlamasına yardımcı olacak nazik ve esprili bir yol olarak yeni bir kelime ürettim: panxiety (panik + anksiyete).
Bu duyguların her birinin kendine has hediyeleri ve becerileri vardır; her biriyle, taşıdıkları benzersiz mesaja ve hediyelere destek olan sorular sorularak doğrudan çalışılabilir.
Panik İçin Sorulacak Sorular
Dinamik Duygusal Entegrasyon çalışmasında, duygularla doğrudan çalışır ve onların zaten yapmaya çalıştıkları şeyi destekleyerek onlarla bir diyalog içine gireriz. Bu, duygularla tartışma, onları bir şekilde bastırma ya da duruma mutluluk gibi farklı bir duyguyu dahil etmeye zorlama eğiliminde olan çoğu duygu yönetimi tekniğinden çok farklıdır. Bu çalışmada ise duygunun neden orada olduğuna, ne işe yaradığına ve doğuştan gelen duygusal dehamızla nasıl zarafetle çalışabileceğimize odaklanırız.
Ortamda panik olduğunda, genellikle ilk olarak ona odaklanma eğilimindeyimdir; çünkü o, beni gerçek bir tehlikeye karşı uyarıyor olabilecek hayat kurtarıcı bir duygudur.
Panik için sorular şunlardır:
Şu anda bir tehdit oluşturan şey nedir?
Lütfen savaşmama, kaçmama, donmama veya güvenliğe sığınmama yardım et.
Çoğunlukla, bir "panxiety" (panik+anksiyete) durumunda panik, gelecekteki olası bir tehdidi (işimi, gelirimi veya sosyal konumumu kaybetmeyi) önlememe yardımcı olmak için oradadır; bu yüzden ne söylediğini dinlemek ama aynı zamanda paniğime bu tehdidin tam şu an yaşanmadığına dair güvence vermek önemlidir. Bunu bildiğinizde, siz ve anksiyeteniz bir nefes alıp odağınızı yeniden toplayabilirsiniz.
Duyguların destekleyici ve geçerli olarak bu şekilde yeniden çerçevelenmesi, insanların daha dolu yaşamalarına ve duygularını yanlış bir şekilde birer problem olarak gördüklerinde yol açtıkları gereksiz ıstırapları azaltmalarına yardımcı olur.
Anksiyete İçin Sorulacak Sorular
Paniğin ihtiyaçları karşılandıktan sonra, anksiyetenin benim için ne yapmaya çalıştığına geçerim.
Anksiyete için sorular şunlardır:
Bu hissi öne çıkaran şey neydi?
Gerçekten neyin yapılması gerekiyor?
Bu sorular, anksiyetenizi dağılıp gitmek yerine en önemli görevlerinize odaklamanıza ve hedefi tam on ikiden vurmanıza yardımcı olabilir. Anksiyete için sunulan çoğu önerinin, derin nefes alarak ya da kendinize sakinleştirici olumlamalar tekrarlayarak kendinizi sakinleştirmeye çalışmak olduğuna dikkat edin. Bunlar yapılmasında sakınca olmayan hoş şeylerdir, ancak aslında sizi anksiyetenin asıl işinden uzaklaştırırlar; bu da onların baskılayıcı veya duygudan kaçınmacı (avoidant) olabileceği anlamına gelir. Anksiyetenizin sizin sadece sakinleşmenize değil, yeniden oyunun içine dönmenize ihtiyacı vardır.
Duygularınızla İyi Çalışmanın Sırrı
Pek çok insan duygulara birer problem gibi yaklaşır. Anksiyete ve paniğin nasıl ve neden bu şekilde çalıştığını anlamak yerine, onları birer bozukluk (disorder) olarak görürler.
Duygularınızın her biri; temel bilişinizin, sosyal zekanızın, anlam yaratma becerinizin ve anksiyete söz konusu olduğunda motivasyonunuzun yeri doldurulamaz birer parçasıdır.
Duygularınız birer problem değildir.
Duygularınız problemlere yol açmaz. Onlar, problemleri çözmenize yardımcı olmak için gelirler.
Onların dilini öğrenin, böylece hayatınızı değiştirebilirsiniz.
Yazar
Karla McLaren M.Ed.
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Enerjinizi Tüketen 7 Aşırı Düşünme (Overthinking) Türü
Aşırı düşünme (overthinking) çözüme değil, zihinsel tükenişe yol açar. Bu sarmaldan çıkmanın yolu, zihnin düştüğü 7 spesifik paterni tanımaktır: Gelecek korkusu (Endişe), geçmişe takılma (Geviş getirme), sürekli tehlike arama (Tehdit izleme), her şeyi düzeltme arzusu (Çözüm modu), amansız içsel yargı (Öz-eleştiri), aşırı çekingenlik (Kendine odaklanmış dikkat) ve aniden beliren davetsiz düşünceler. Bunları fark edip adlandırmak döngüyü keser ve kontrolü geri verir.

Anksiyete ve Kaybolan Haz Döngüsünü Kırmak
Sürekli anksiyete, beyin-bedeni tüketerek haz alamama (anhedoni) sarmalını tetikler. Biyokimyası bozulan sinir sistemi, ne beynin ne de bedenin tatmin hissetmesine izin verir. Kişi, asla gerçek doyuma ulaşamayan sonsuz bir arayışa, yani "aç hayalet" döngüsüne hapsolur. Bu sefalet zincirini kırmak için üst beynimizi (farkındalığı) devreye sokmalı, küçük adımlarla sağlıklı hedonizmi seçmeliyiz. Haz bir lüks değil, biyolojik bir ihtiyaç ve zorunluluktur.

Öz Şefkat Sizin de Hakkınız!
Anksiyete anında kendimizi yargılamak, suçlamak veya utandırmak (JABS) sinir sistemine "güvende değilsin" mesajı verir. Kendini hırpalayan bu ince darbeler iyileşmeyi engeller. Çözüm, alarm veren bedeninize sırtınızı dönmek yerine korkmuş bir çocuğa yaklaşır gibi şefkat göstermektir. Kendinize "Şu an bana ne oluyor?" diye sormak, bu yıkıcı paternle aranıza mesafe koyar. İyileşme, alarm bittiğinde değil; alarmı hissettiğiniz için kendinizi terk etmeyi bıraktığınızda başlar.