
Makale
İyileşme Mücadeleleri
Anksiyete iyileşmesindeki mücadeleler engeller ve temel ilkeler olarak ikiye ayrılır. En büyük engeller; metodu kısa kesmek, farkında olmadan "iyileşmek için çok çabalayarak" zihni germek ve kabul etmek yerine daha iyi hissetmeye odaklanmaktır. Temel ilke ise amacın anksiyeteden kurtulmak olmadığını anlamaktır; o, kalmasıyla tamamen okey olana kadar gitmez. İlerleme hissin yoğunluğuyla değil, kaygıyı kabul etme becerinizle ölçülür. Çabalamayı bırakın ve iyileşmenin size gelmesine izin verin.

İyileşme Mücadeleleri
Anksiyeteden iyileşme yolculuğu, anksiyetenin aldığı biçimden, ne kadar süredir var olduğundan veya ne kadar yoğun olduğundan bağımsız olarak kişiden kişiye çok benzerdir. İnsanların yaşadığı iyileşme mücadeleleri de evrenseldir.
Bunlar iki kategoriye ayrılabilir: “engeller” ve “temel ilkeler”.
Engeller (Stumbling Blocks)
Kabul Metodu’nu (Acceptance Method) uygularken insanların genellikle yaptığı veya yapmadığı, ilerlemelerini engelleyen ve iyileşme mücadelelerine neden olan bazı şeyler vardır.
En önemli üç engel şunlardır:
Metodu yeterince düzenli veya yeterince uzun süre uygulamamak: Anksiyete anlayışınızı ve anksiyete anındaki düşünce yapınızı değiştirmek için tekrar hayati önem taşır. Bu yaklaşımla ilgili yazıları, bunu yapmaktan artık bıktıktan çok sonra bile, her şeyi tersine ve düzüne bildiğinizi düşündüğünüzden çok sonra bile defalarca okumanız gerekir. Kaygılı beyniniz, siz farkında olmadan eski kalıplarına dönmeye devam edecektir. Ayrıca her okuyuşta daha derin bir anlayış düzeyi kazanırsınız. Bu, yolculuğun gerekli bir parçasıdır.
Bırakmak yerine savaşmak: Ne zaman savaştığımızı bilmek genellikle zordur. İnsanlar bazen şöyle der: “Çok sıkı pratik yapıyorum ama bir türlü kabul edemiyorum.” Farkında olmadan, sadece daha iyi hissetme arzunuz, siz kabul etmeye çalışırken gerilmenize ve mücadele etmenize neden olur. Ve ne kadar kaygılı hissederseniz, o kadar çok çabalarsınız. Ancak bu sadece daha fazla gerilim ekler. Pratik bunun tam tersi olmalıdır – izin vermek, bırakmak, teslim olmak. Bazen iyileşmek için ne kadar çok çabalarsak, ondan o kadar uzaklaşırız. Serbest bırakmak ve iyileşmenin size gelmesine izin vermek gerekir.
Anksiyete hissetmeyi kabul etmeyi öğrenmek yerine daha iyi hissetmeye çalışmak: Bu, metodun bir paradoksudur. Daha iyi hissetmek için ne kadar çok çabalarsak çabalayalım, bu işe yaramayacaktır. Anksiyete, üzüntü, hüsran, öfke, depresyon vb. hislerin onurlandırılması ve hissedilmesi gerekir. Bu hislerin içeri girmesine, isteklice ve direnç göstermeden izin verdiğinizde, gerilim seviyenizin düşmesini sağlarsınız.
İyileşmek için anksiyete hissetmeye izin vermeyi ve bununla iyi olmayı öğrenmeniz gerektiğini söylediğimde bu bir çelişki gibi görünebilir. Ancak anksiyete hislerinden korkmak anksiyete durumunu nasıl canlı tutuyorsa, anksiyete hissetme korkusunu kaybetmek de iyileşmeye yol açar. Anksiyete hislerine izin vermek rahat değildir, ancak hoş olmasa bile tehlikeli de değildir. Ve bunu ne kadar çok yaparsanız, o kadar kolaylaşır.
Temel İlkeler (Core Principles)
Kabul Metodu’nun, insanların genellikle kavramakta zorlandığı birkaç temel ilkesi vardır. Bu ilkelerin doğru ve gerekli olduğunu anlayana, inanana ve kabul edene kadar iyileşme mücadeleleri yaşamaya devam edersiniz.
En önemli dört temel ilke şunlardır:
Kabulle birlikte amaç anksiyeteden kurtulmak DEĞİLDİR; onu kabul etmeyi ve orada kalmasına izin vermeyi öğrenmektir. İyileşmeye çalışıyorsanız bunun kulağa garip geldiğini biliyorum, ancak anksiyete, siz onun buralarda kalmasıyla tamamen OK olana kadar gitmeyecektir. Birçok insanın zorlandığı yer burasıdır. Anksiyetenin geçip gitmesini bekleyerek kabul pratiği yaparlar. Bunun tam tersini yapmalısınız. Onunla yüzleşmeli, onu hoş karşılamalı ve direnç göstermeden orada kalmasına izin vermelisiniz. Hoş değildir, hatta bazen korkutucudur ama tehlikeli değildir. Bunu yapması zordur, biliyorum; ama iyileşmenin yolu budur. Bu, anksiyeteye yaklaşımımda yaptığım en büyük ve en önemli değişimdi ve iyileşme yolculuğumdaki dönüm noktalarından biri oldu.
İlerlemenizi herhangi bir andaki hissinize göre yargılamayın. Kötü bir gün geçirdiğinizde, anksiyete sizi en başa döndüğünüze ikna etmeye çalışır. Ama bunun tek anlamı kötü bir gün geçiriyor olmanızdır. Duygular gelir ve gider. Bazı günler diğerlerinden daha iyidir. Bunun bir anlamı yoktur. Eğer pratik yapıyorsanız, ilerliyorsunuz demektir.
Anksiyete ile savaşmayın veya ondan kaçınmayın; barış geldiğinde de ona tutunmaya çalışmayın. Duygularınızı öyle ya da böyle kontrol etmeye çalışmayın. Ne oluyorsa olmasına izin verin. Her andaki hissinize teslim olun.
İşe yaramadığını hissettiğinizde bile pratik yapmaya devam edin. Tekrar, iyileşmenin anahtarıdır. Daha iyi hissedip hissetmediğinizi sürekli kontrol edip durmayın. Unutmayın, “daha iyi hissetmek” ilerlemeyi ölçmenin yolu değildir. İlerleme, anksiyete hissetmeyi ne kadar iyi kabul edebildiğinizle ölçülür. Pratik yapın ve zamanın geçmesine izin verin. İyileşmeyi zorlamaya çalışmayın. İyileşmenin size gelmesine izin verin.
Yazar
Carl James
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Anksiyete yolculuğu nasıl pozitiflik barındırır ki?!
Anksiyete romantize edilemeyecek kadar zor bir deneyimdir; çünkü insanı kendine karşı savaştırır ve en ilkel hayatta kalma içgüdülerine meydan okur. Ancak kaçma dürtüsüne rağmen anda kalabilmek ve zayıf hissederken bile cesaret göstermek kişiyi dönüştürür. Bu sürecin asıl hediyesi anksiyetenin kendisi değil; onunla yüzleşirken inşa ettiğimiz öz-güven, içsel dayanıklılık ve bu zorluğu karşılama biçimimiz sayesinde dönüştüğümüz o dirençli insandır.

Sorun Semptomlarınız Değil, Onunla Kurduğunuz İlişki!
Semptomlarla savaşmak ve onlardan kaçınmak, sinir sistemine o hislerin tehlikeli olduğu kanıtını verir. İnsanı asıl tutsak eden semptomlar değil; gününü ve kararlarını onlara göre şekillendirerek hayatın direksiyonunu devretmesidir. İyileşme, semptomların bitmesini beklemekle olmaz. Denetim odağını geri alıp hisler odadayken bile yaşamaya devam ederek sinir sistemine korunacak bir tehdit olmadığını göstermek, bu kısır döngüyü kalıcı olarak kırar.

Otopilottan Seçime
Sürekli otopilotta olmak bizi sorgulanmamış alışkanlıkların kısır döngüsüne hapseder ve seçim özgürlüğümüzü unutturur. Günlük sıradan bir eylemi (örneğin bir kalemi almayı) normalden dört kat daha yavaş yapmak, dikkatimizi yeniden eğitmeyi sağlar. Eylemi yavaşlatmak, gözden kaçan his ve detayları görünür kılarak zihne esneklik kazandırır. Otopilot kalıplarını yakalamak, hayatımıza yön veren irade ve seçme gücünü bize yeniden kazandıran en önemli adımdır.