
Makale
Sorun Semptomlarınız Değil, Onunla Kurduğunuz İlişki!
Semptomlarla savaşmak ve onlardan kaçınmak, sinir sistemine o hislerin tehlikeli olduğu kanıtını verir. İnsanı asıl tutsak eden semptomlar değil; gününü ve kararlarını onlara göre şekillendirerek hayatın direksiyonunu devretmesidir. İyileşme, semptomların bitmesini beklemekle olmaz. Denetim odağını geri alıp hisler odadayken bile yaşamaya devam ederek sinir sistemine korunacak bir tehdit olmadığını göstermek, bu kısır döngüyü kalıcı olarak kırar.

Sorun Semptomlarınız Değil, Onunla Kurduğunuz İlişki!
Aylardır, belki de yıllardır bununla savaşıyorsanız, bir saniyeliğine üzerinde düşünmeye değer bir gerçek var:
Ne zaman bir semptom ortaya çıksa ve siz ona karşı kasılsanız, onu kontrol etseniz, kendinizi ikna etmeye çalışsanız ya da gününüzü ondan kaçınacak şekilde planlasanız; sinir sisteminiz bunu sessizce bir kanıt olarak kaydeder.
Ve kaydettiği şey çok basittir: O bedensel his tehlikeli olmalı, çünkü baksana, ondan kaçmak için ne kadar çok çabaladın.
Çoğu insana asla gösterilmeyen mekanizma işte budur.
Semptomla savaşmak gibi hissettiren o çabanın ta kendisi, çoğunlukla bedeninizi o semptomun en başından beri alarmı hak ettiğine ikna eden şeydir.
Bunların hiçbiri yanlış bir şey yaptığınız anlamına gelmez.
Korktuğunda her sinir sisteminin yaptığını yapıyordunuz: Korkutucu şeyin durmasını sağlamaya çalışmak.
Sadece görünüşe göre bu strateji, bedeninize öğrenmesini istediğiniz dersin tam tersini öğretiyor.
Aynı mekanizma tersten de çalışır.
Bir duyumun mücadele etmeksizin orada olmasına izin verdiğiniz her an, bedeniniz farklı bir kanıt toplar; alarmı yükseltmek yerine zamanla kısan türden bir kanıt.
Sizin için özel bir şey hazırladım:
Sizi sıkışıp kalmış halde tutan şey semptomlarınız değildir.
Çoğu insan semptomları yüzünden sıkışıp kaldığını düşünür. Semptomlar biterse, iyi olacaklardır.
Ancak binlerce insana yardım ettikten sonra buna katıldığımı söyleyemem.
En azından artık böyle düşünmüyorum.
Bana göre asıl mesele, semptomların nasıl yaşadığınızı, ne yaptığınızı, nereye gittiğinizi, kim olmanıza izin verdiğinizi dikte etmeye başladığı andır.
Sessizce kontrolü ele geçiren kısım burasıdır; hayatınızın direksiyonunu bu semptomlara teslim ettiğiniz yer.
Artık gününüzü o seçer.
Neye evet diyeceğinizi.
Neden kaçınacağınızı.
Daha yataktan bile çıkmadan kim olduğunuzu.
Bana göre döngünün en tehlikeli kısmı budur. Semptomlar değil.
Hayat sanki sizin başınıza geliyormuş gibi hissettiğiniz an. Hiçbir seçeneğiniz yokmuş gibi. Gününüzün nasıl hissettiğinize göre belirlendiği an.
Bu dünyada bu şekilde yaşamak için var olmadınız. Siz, kendi benliğinizin gerçek ve eksiksiz bir ifadesi olmak için buradasınız.
Hayatınızı sürekli şunları düşünerek yaşamak için değil:
Semptom orada mı?
Daha da kötüleşti mi?
Ya geri gelirse?
Burada hayatınız üzerinde bir egemenliğiniz yoktur. Hayat sizin aracılığınızla akıp gidecekken, başınıza gelen bir şeye dönüşür.
Ve hayat başınıza geliyormuş gibi hissettiğinizde, geleceğiniz ve kaderiniz üzerinde hiçbir kontrolünüz olmadığını düşündüğünüzde; pekala, kaygı hissi son derece doğal bir sonuçtur.
Sadece anksiyete de değil, aynı zamanda depresyon da.
Çünkü geleceğiniz üzerinde hiçbir kontrolünüz olmadığını, sonucu etkileyemeyeceğinizi hissettiğinizde, o zaman ne anlamı kalır ki?
İşte bu yüzden iyileşme yolculuğunun bir parçası sadece semptomlarla değil, onlarla nasıl bir ilişki kurduğunuzla ilgilidir.
Bu, denetim odağını (locus of control) geri almakla ilgilidir. Yanıt verme seçeneğinizin olduğunu fark etmektir. Her zaman.
Ancak bu durum başınıza geliyormuş gibi hissettiğinizde, otomatik bir refleks tepkisi verirsiniz (genellikle panik, korku ya da dehşet).
Bunun yerine, semptomların aylarca veya yıllarca süren direnme, tepki verme, korkma, odaklanma ve düzeltme çabaları sayesinde canlı kaldığını fark edin.
Döngüyü ve içine katılarak sizin güçlendirdiğiniz payı gördüğünüzde; işte o zaman bu döngüyü kırma şansınız olur.
Ve her şeyin değiştiği yer tam olarak burasıdır.
Çünkü işin içindeki kendi payınızı gördüğünüz anda, semptomun kurbanı olmayı bırakır ve onu etkileyebilecek kişi olmaya başlarsınız.
Daha sert savaşarak değil. Farklı yanıt vererek.
Semptom ortaya çıkar. Ve o otomatik tepki, kasılma, kontrol etme, düzeltmeye çalışma yerine, orada olmasına izin verirsiniz. Onu beslemezsiniz. Onunla savaşmazsınız. O hâlâ odadayken siz gününüze devam edersiniz.
Her zaman size ait olan seçim buydu işte. Eve geri dönen denetim odağı budur.
Ve yavaş yavaş sinir sistemi öğrenir. Sakinleşmeye zorladığınız için değil; kendi verdiğiniz tepki aracılığıyla ona korunacak hiçbir şey olmadığını gösterdiğiniz için.
Semptomlar tutuşunu kaybeder. Geçmelerini beklediğiniz için değil. Direksiyonu onlara vermeyi bıraktığınız için.
Yapılması gereken çalışma budur. Semptomların yokluğunu kovalamak değil. Onlarla kurduğunuz ilişkiyi geri almak.
Bunu geri aldığınızda, hayatınızı da onunla birlikte geri alırsınız.
Yazar
Shaan Kassam
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Anksiyete yolculuğu nasıl pozitiflik barındırır ki?!
Anksiyete romantize edilemeyecek kadar zor bir deneyimdir; çünkü insanı kendine karşı savaştırır ve en ilkel hayatta kalma içgüdülerine meydan okur. Ancak kaçma dürtüsüne rağmen anda kalabilmek ve zayıf hissederken bile cesaret göstermek kişiyi dönüştürür. Bu sürecin asıl hediyesi anksiyetenin kendisi değil; onunla yüzleşirken inşa ettiğimiz öz-güven, içsel dayanıklılık ve bu zorluğu karşılama biçimimiz sayesinde dönüştüğümüz o dirençli insandır.

Otopilottan Seçime
Sürekli otopilotta olmak bizi sorgulanmamış alışkanlıkların kısır döngüsüne hapseder ve seçim özgürlüğümüzü unutturur. Günlük sıradan bir eylemi (örneğin bir kalemi almayı) normalden dört kat daha yavaş yapmak, dikkatimizi yeniden eğitmeyi sağlar. Eylemi yavaşlatmak, gözden kaçan his ve detayları görünür kılarak zihne esneklik kazandırır. Otopilot kalıplarını yakalamak, hayatımıza yön veren irade ve seçme gücünü bize yeniden kazandıran en önemli adımdır.

İyileşme bir takas süreci değildir!
İyileşmeyi "Bunu yaparsam semptomum geçer" şeklinde bir ticari takas gibi görmek, sinir sistemini kontrol ve çaba döngüsünde tutar. İyileşme zorla alınmaz; tohum ekmek gibidir, sürekli kontrol edilmez. Sinir sistemi taleplere değil, rahatlığa yanıt verir. Gerçek kırılma noktası iyileşmeye çalışmayı bırakıp hayatı merkeze almaktır.