Makalelere geri dön
İyi Günler ve Kötü Günler

Makale

İyi Günler ve Kötü Günler

Carl James11 Şubat 2020

Anksiyete iyileşmesindeki iniş çıkışlar rastgeledir. Günleri iyi veya kötü diye etiketlemek, kötü günlere direnç, iyi günlere bağımlılık yaratır. Kaygılı hissetmek elimizde değildir ama buna karşı tutumumuz bizim elimizdedir. Düşünceleri ilk tespitte durdurup kıyaslamaları kesmek sinir sistemine nötr alan açar. Sporcuların dediği gibi: Ne çok yükseğe çıkın ne çok dibe vurun, sadece önünüzdeki ana odaklanın. Etiketlemeyi bıraktığınızda kayıtsızlık kalıcı kabule dönüşür.

Paylaş:

İyi Günler ve Kötü Günler

Anksiyete iyileşme sürecinde iyi ve kötü günler arasında dönüp duran o kısır döngüyü anlamak.

Anksiyete ile mücadele eden kişilerin iyileşme sürecinde en sık karşılaştığı zorluklardan biri, iyi ve kötü günler arasında gidip gelen o amansız döngüdür. İşin en kafa karıştırıcı tarafı ise, bu değişimin arkasında genellikle görünür hiçbir nedenin olmamasıdır. Birkaç iyi günden sonra, ertesi sabah uyandığınızda anksiyete semptomlarının tüm gücüyle geri döndüğünü görebilirsiniz.

Bunun mantıklı hiçbir açıklaması yokmuş gibi görünür; ancak bu durum tekrar tekrar yaşanır. Nedenini çözmek için ne kadar uğraşsak da elimiz boş kalır. Aslında bu öngörülemezlik, anksiyetenin doğasına ve iyileşmek istiyorsak ona bakış açımızı nasıl değiştirmemiz gerektiğine dair bize çok değerli bir içgörü sunar: Anksiyete rastgeledir. Belirli bir neden olmaksızın kendimizi iyi ya da kaygılı hissedebiliriz; bu yüzden herhangi bir andaki hissimiz aslında anlamsızdır ve ona büyük manalar yüklemememiz gerekir.

Bu Durumu Nasıl Yönetmeliyiz?

Geri dönen semptomları "küçük bir gerileme" (mini-setback) olarak görebilirsiniz. Tam bir gerileme kadar uzun ve şiddetli olmasa da, bu durum geçici olarak güveninizi zedeleyebilir ve iyileşip iyileşemeyeceğinize dair şüpheleri tetikleyebilir. Ancak bu, genellikle semptomların tam güçle geri döndüğü ve kısa süre sonra tekrar içinden çıkacağınız berbat bir gün veya ikisinden ibarettir.

Dönemsel bir iyi hissetme halinden sonra kendinizi yeniden kötü hissetmeyi kabul etmek her zaman zordur. Buradaki kilit nokta "hissetmek" kelimesinde ve bizim bu hisse yüklediğimiz yargılarda saklıdır. Kendimize “Berbat hissediyorum” deriz ve hemen arkasından şu düşünceler üşüşür: “Neden böyle hissediyorum?”, “Neyi yanlış yaptım?”, “Bu neden sürekli başıma geliyor?” ve “Ya hayatımın geri kalanında hep böyle kalırsam?”.

Bu iyi ve kötü günler döngüsünü kırmanın yolu, herhangi bir günde her nasıl hissediyorsak kendimize buna izin vermeyi öğrenmektir. Gönüllüce ve hiçbir yargıda bulunmadan... İyi günlere de kötü günlere de eşit düzeyde bir kabulle yaklaşmalıyız.

Arka Planda Ne Yaşanıyor?

Bir günü "iyi" olarak etiketleyip yargıladığınızda, iyi hissettiğiniz ve iyi hissetmeyi sevdiğiniz için ek bir mutluluk dalgası yaratırsınız. "Bunda ne yanlış var?" diyebilirsiniz. Görünürde hiçbir şey yok; ancak bunu yaparak farkında olmadan kabul etmeme (non-acceptance) alışkanlığını beslersiniz.

Çünkü iyi ve kötü günler aynı madalyonun iki yüzüdür. İyi hislerinize nasıl yaklaşıyorsanız, kötü hislerinize de farkında olmadan onun ayna görüntüsü şeklinde yaklaşırsınız. Eğer iyi hislere tutunma alışkanlığınız varsa, kötü hislerden de bir an önce kurtulmaya çalışma alışkanlığınız oluşur. Semptomlar belirdiğinde onların ne kadar kötü olduğunu ölçmeye, diğer kötü günlerle kıyaslamaya başlar ve o günün "kötü bir gün" olduğuna karar verirsiniz. Bu kararla birlikte, durumun daha farklı olmasını dilemeye ve en önemlisi, kötü hissettiğiniz için kötü hissetmeye başlarsınız.

Peki Ne Yapmalıyız?

Kaygılı hissetmek (ya da hissetmemek) bizim kontrolümüzde değildir; buna "birinci his" diyebiliriz. Ancak kaygılı hissetme durumuna karşı ne hissettiğimiz konusunda bir söz hakkımız vardır; bu da "ikinci his"tir. Kaygılı hissettiğimiz için kendimizi kötü hissetmemeyi seçebiliriz. Bu ikinci hissi eklemeyi bıraktığımızda ve anksiyeteye karşı bir kayıtsızlık (indifference) geliştirdiğimizde, onun yerini kendiliğinden "kabul" alır.

Bu kayıtsızlığı ve nötr kalma halini geliştirmenin en kolay yolu; hisleri yargılamayı, onları iyi hissettiğimiz zamanlarla kıyaslamayı ve onlara "iyi" veya "kötü" diye etiket yapıştırmayı bırakmaktır. Her an her nasıl hissediyorsak kabul edebilmek için şu adımları atmalıyız:

  • Hisleri yargılamadan, "iyi" veya "kötü" diye etiketlemeden deneyimleyin.

  • Şu anki hissinizi dün, geçen hafta, geçen ay ya da yıllar önceki hislerinizle kıyaslamaktan vazgeçin.

  • Duruma bakıp "Yarın daha iyi hissedecek miyim?" diye merak etmeyi ya da "Ne zaman iyi hissedeceğim?" diye sormayı bırakın.

  • "İyi günler ve kötü günler" şeklinde düşünmeyi bırakıp tamamen ŞİMDİye odaklanın.

Zihindeki Senaryoyu Durdurmak

Örneğin, bir gerginlik baş ağrısı semptomunu ele alalım. Zihinden genellikle şu düşünceler geçer:

“Başım ağrıyor. YİNE Mİ!!! Uff!”

“Başım ağrıyor. Bu korkunç. Artık dayanamıyorum.”

“Başım ağrıyor. Dünkünden çok daha kötü.”

“Başım ağrıyor. Keşke sadece dursaydı ve geçseydi.”

“Başım ağrıyor. Yarına kadar geçse iyi olur, randevum var.”

“Başım ağrıyor. Neden kötü günlerimde hep bunlar başıma gelir?”

“Neden böyle acı çekiyorum? Kimse benim gibi değil.”

“Neden? Son birkaç gündür çok iyi hissediyordum. Ne değişti?”

Fark ettiyseniz, “Başım ağrıyor” ifadesinden sonra gelen her şey ya bir yargı, ya bir kıyaslama, ya bir etiket, ya durumu uzağa itme arzusu ya da gelecek kaygısıdır. Bunların her biri o andaki kabulü anında yok eder. Bu yüzden zihninizde bir semptoma dair bir düşünce başladığında, o düşünceyi tam olarak orada, yani ilk tespitte durdurun. Sonrasında gelecek her şey kabul etmemektir. Bunu tüm semptomlarınız için uygulayın. Bir semptomun varlığının, gününüzü "kötü" olarak etiketlemenize izin vermeyin. Bunun yerine yargısızca şunu söyleyin: “Bugün kaygılı hissediyorum.”

Aynı şekilde, semptomsuz günlerinizi de "iyi" olarak etiketlemeyin. Semptomun olmamasının tadını çıkarın ama aşırı bir coşkuyla "harika bir gün" kutlaması yapmayın; çünkü bu, bilinçaltında o hisse tutunmaya çalışmanıza yol açar. O his kaçınılmaz olarak solmaya başladığında ise gelen yeni semptomlara direnç gösterirsiniz. Semptomlu ya da semptomsuz, her anı olduğu gibi kabul etmek hayatidir.

Spor Psikolojisinden Bir Ders

Sporcuların sıkça söylediği bir söz vardır: “Ne çok yükseğe çık, ne çok dibe vur.” Bu bir klişe gibi tınlasa da anksiyeteden iyileşme sürecinde çok büyük bir öneme sahiptir.

Bir diğer spor tabiri de şudur: “Her seferinde sadece önündeki maça odaklan.” Bu, geleceğe bakıp henüz gerçekleşmemiş ve belki de hiç gerçekleşmeyecek şeyler için endişelenmeye karşı bir uyarıdır. Tek ilgilenebileceğimiz yer burası ve şimdiki andır. Anksiyete yaşayan biri için bunun karşılığı: “Herhangi bir zamanda, her nasıl hissediyorsan onu kabul et” demektir, yani şu anda kalmaktır.

Özetle

Duyguları ve semptomları "iyi" ya da "kötü" olarak adlandırmamak en doğrusudur; çünkü bu adlandırma onlardan birini arzulanır, diğerini ise kaçınılması gereken bir düşman haline getirir. Bu da sürekli iyi hislerin peşinden koşma ve kötü hisleri engellemeye çalışma eğilimini (yani kabul etmemeyi) doğurur ki anksiyete koşulunun tam kalbinde bu yatar. Günleri olduğu gibi kabul ettikçe, zamanla her günün değerini fark etmeye ve hayatta karşınıza çıkan her şeyle barış içinde olmaya başlarsınız.

C

Yazar

Carl James

Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.

İlgili Diğer Makaleler

Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Enerjinizi Tüketen 7 Aşırı Düşünme (Overthinking) Türü

Enerjinizi Tüketen 7 Aşırı Düşünme (Overthinking) Türü

Aşırı düşünme (overthinking) çözüme değil, zihinsel tükenişe yol açar. Bu sarmaldan çıkmanın yolu, zihnin düştüğü 7 spesifik paterni tanımaktır: Gelecek korkusu (Endişe), geçmişe takılma (Geviş getirme), sürekli tehlike arama (Tehdit izleme), her şeyi düzeltme arzusu (Çözüm modu), amansız içsel yargı (Öz-eleştiri), aşırı çekingenlik (Kendine odaklanmış dikkat) ve aniden beliren davetsiz düşünceler. Bunları fark edip adlandırmak döngüyü keser ve kontrolü geri verir.

Carly Ann09 Temmuz 2026
Anksiyete ve Kaybolan Haz Döngüsünü Kırmak

Anksiyete ve Kaybolan Haz Döngüsünü Kırmak

Sürekli anksiyete, beyin-bedeni tüketerek haz alamama (anhedoni) sarmalını tetikler. Biyokimyası bozulan sinir sistemi, ne beynin ne de bedenin tatmin hissetmesine izin verir. Kişi, asla gerçek doyuma ulaşamayan sonsuz bir arayışa, yani "aç hayalet" döngüsüne hapsolur. Bu sefalet zincirini kırmak için üst beynimizi (farkındalığı) devreye sokmalı, küçük adımlarla sağlıklı hedonizmi seçmeliyiz. Haz bir lüks değil, biyolojik bir ihtiyaç ve zorunluluktur.

Nan J. Wise Ph.D.07 Temmuz 2026
Öz Şefkat Sizin de Hakkınız!

Öz Şefkat Sizin de Hakkınız!

Anksiyete anında kendimizi yargılamak, suçlamak veya utandırmak (JABS) sinir sistemine "güvende değilsin" mesajı verir. Kendini hırpalayan bu ince darbeler iyileşmeyi engeller. Çözüm, alarm veren bedeninize sırtınızı dönmek yerine korkmuş bir çocuğa yaklaşır gibi şefkat göstermektir. Kendinize "Şu an bana ne oluyor?" diye sormak, bu yıkıcı paternle aranıza mesafe koyar. İyileşme, alarm bittiğinde değil; alarmı hissettiğiniz için kendinizi terk etmeyi bıraktığınızda başlar.

Russell Kennedy07 Temmuz 2026