
Makale
İkinci Korku
Anksiyete iki aşamalıdır:Birinci korku doğal tepkidir; ikinci korku ise kaygının kendisine verdiğimiz "Olamaz,ya şöyle olursa!" tepkisidir. Anksiyeteyi besleyen şey bu ikinci korkudur. Dr.ClaireWeekes’in kabul yaklaşımına göre, iyileşmenin sırrı yangına körükle gitmeyi bırakmaktır. Semptomlar geldiğinde savaşmak veya nedenini çözmeye çalışmak yerine, gevşeyip hissin akıp gitmesine izin vermelisiniz. Kaygıya karşı "Eee,ne olmuş yani?" diyerek kayıtsız kalmayı öğrendiğinizde hassasiyetiniz düşer.

İkinci Korku
“Birinci korku”, tehlikeye karşı verilen doğal tepkidir. “İkinci korku” ise anksiyetenin bizzat kendisine verdiğimiz tepkidir. İkinci korku, anksiyetenin beslendiği gıdadır. Eğer anksiyeteyi bundan mahrum bırakırsak, yavaşça ölür ve biz de iyileşiriz.
Kaygılı hissettiğimizde ikinci korkuyu eklememeyi öğrenerek, yangına körükle gitmeyi bırakmış oluruz. Bu da hassasiyet (duyarlılık) seviyemizin ve anksiyete düzeyimizin düşmesini sağlar.
Bu, anlık olarak kavrayabileceğimiz bir şey değildir. Anksiyetemize tepki verme konusundaki bu kökleşmiş alışkanlığı değiştirmek zaman ve pratik gerektirir.
İkinci Korkuyu Tanımak
İkinci korkuyu eklemek, düşünce yapımızda kendini gösterebilir. Bu, anksiyete hisleri geri geldiğinde verdiğimiz “Olamaz!!” tepkisidir. Bu, anksiyetemize karşı verilen bir korku tepkisidir. Anksiyetenin tehlikeli olmadığını kendimize hatırlatarak düşünce yapımızı değiştirebiliriz. Anksiyete, her ne kadar hoş olmasa da sadece bir histir ve pratik yaparak bu tepkimizi, anksiyete ortaya çıktığında sadece omuz silkip “Eee, ne olmuş yani?” demeye kadar indirmeyi öğrenebiliriz. Kaygılı olup olmamamıza karşı bu kayıtsızlık (umursamazlık) tutumu geliştirilebilir.
İkinci korkuyla birlikte gelen bir diğer düşünce türü de felaket tellallığı yapan düşüncelerdir: “Ya _____ olursa?” ve neden kaygılı olduğumuzu çözmeye ya da nasıl daha iyi hissedeceğimizi bulmaya çalışmaktır. Nasıl hissettiğimizi kabul ederek, bu hislere direnç göstermeden izin vererek ve her şeyin sadece olmasına müsaade ederek bu düşünce yapısını değiştirebiliriz. Anksiyeteyi (ve tüm diğer hislerimizi) onlarla savaşmadan deneyimlemeye yönelik bu gönüllülük, harareti düşüren şeydir.
Değişim Yaratmak
İkinci korkuyu artık eklemeyerek anksiyete karşısındaki tepkimizi değiştirmek, anksiyeteden iyileşme sürecindeki kritik adımlardan biridir. Bu, dünyaca ünlü Avustralyalı tıp doktoru Dr. Claire Weekes tarafından geliştirilen, anksiyete iyileşmesinde kabul yaklaşımının temel ilkelerinden biridir.
Bunu, kaygılı düşünceler ve semptomlar geldiğinde kendi tepkimizi gözlemleyerek yaparız. “Olamaz!” tepkisini ve korkuyla zihinsel olarak geri çekilmeyi fark ettiğimizde, elimizden geldiğince kendimizi serbest bırakır (gevşer) ve hislerin üzerimizden akıp geçmesine izin veririz. Şöyle bir tutum benimsemeye çalışırız: “Tamam, bunun ne olduğunu biliyorum. Bu sadece anksiyete. Tehlikeli değil. Öylece olmasına izin vermek güvenli.” Bu, semptomlara karşı bir kayıtsızlık tutumu geliştirmektir.
Yazar
Carl James
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Anksiyete yolculuğu nasıl pozitiflik barındırır ki?!
Anksiyete romantize edilemeyecek kadar zor bir deneyimdir; çünkü insanı kendine karşı savaştırır ve en ilkel hayatta kalma içgüdülerine meydan okur. Ancak kaçma dürtüsüne rağmen anda kalabilmek ve zayıf hissederken bile cesaret göstermek kişiyi dönüştürür. Bu sürecin asıl hediyesi anksiyetenin kendisi değil; onunla yüzleşirken inşa ettiğimiz öz-güven, içsel dayanıklılık ve bu zorluğu karşılama biçimimiz sayesinde dönüştüğümüz o dirençli insandır.

Sorun Semptomlarınız Değil, Onunla Kurduğunuz İlişki!
Semptomlarla savaşmak ve onlardan kaçınmak, sinir sistemine o hislerin tehlikeli olduğu kanıtını verir. İnsanı asıl tutsak eden semptomlar değil; gününü ve kararlarını onlara göre şekillendirerek hayatın direksiyonunu devretmesidir. İyileşme, semptomların bitmesini beklemekle olmaz. Denetim odağını geri alıp hisler odadayken bile yaşamaya devam ederek sinir sistemine korunacak bir tehdit olmadığını göstermek, bu kısır döngüyü kalıcı olarak kırar.

Otopilottan Seçime
Sürekli otopilotta olmak bizi sorgulanmamış alışkanlıkların kısır döngüsüne hapseder ve seçim özgürlüğümüzü unutturur. Günlük sıradan bir eylemi (örneğin bir kalemi almayı) normalden dört kat daha yavaş yapmak, dikkatimizi yeniden eğitmeyi sağlar. Eylemi yavaşlatmak, gözden kaçan his ve detayları görünür kılarak zihne esneklik kazandırır. Otopilot kalıplarını yakalamak, hayatımıza yön veren irade ve seçme gücünü bize yeniden kazandıran en önemli adımdır.