Makalelere geri dön
Geçmiş ve Gelecekle Yaşamak

Makale

Geçmiş ve Gelecekle Yaşamak

Carl James30 Ocak 2024

Geçmiş ve gelecekle aşırı meşgul olmak anksiyeteyi besler, anda kalmayı engeller. Geleceğe dair katı beklentiler felaket senaryolarına ve mükemmeliyetçi öz-eleştiriye yol açarken, geçmişe dair yargılar ise faydasız ruminasyonları tetikler. Çözüm; esnek hedefler belirlemek, kontrol edilemeyen geçmişi ve geleceği yargılamadan kabul edip serbest bırakmaktır. Düşüncelere verilen tepkiyi değiştirip ana odaklanmak, pratikle anksiyeteyi azaltır ve hayatın akışında daha iyi sonuçlar getirir.

Paylaş:

Geçmiş ve Gelecekle Yaşamak

Geçmişle ve gelecekle aşırı meşgul olmak anksiyetemizi besler ve şu anki taze ana odaklanmamızı engeller. Bunun nedeni ise beklentiler ve yargılardır.

Beklentiler (ister tercih edilen ister korkulan sonuçlarla ilgili olsun) geleceğe odaklanmamıza neden olur. Yargılar ise (yine ister olumlu ister olumsuz nitelikte olsunlar) bizi geçmişe kilitler. Beklentiler ve yargılar, anksiyeteden iyileşme sürecinde fayda sağlamaz.

Beklentiler

Geleceğe dair sahip olduğumuz beklentiler birçok biçimde karşımıza çıkar. İşte en yaygın olanlardan bazıları:

Felaket Öngörüsü (Felaketi Bekleme)

Çoğu zaman beklentiler; işlerin ters gitmesi, panik atak geçirme veya başa çıkamama konusundaki korkulardan ibarettir. Bunları "gremlin düşünceleri" (zihni sabote eden cüce cinler) olarak değerlendirip bir kenara atmalı ve onlarla bağ kurmamalıyız. Durum ortaya çıktığında (eğer çıkarsa) onunla ilgileneceğimiz konusunda kendimize güvence vermek yardımcı olur. Ne de olsa şu an buradayız; bu da şimdiye kadar karşılaştığımız her şeyin üstesinden %100'lük bir başarı oranıyla geldiğimizin kanıtıdır.

Mükemmeliyetçi Düşünce

Beklentinin bir başka biçimi de, kendimizi gülünç derecede yüksek bir standarda tabi tuttuğumuz "mükemmeliyetçi" düşüncedir. Bunu yaparız çünkü başarısızlığı, hoş olmayan sonuçları ve başkalarının olumsuz yargı ve eleştirilerini önlemeye yardımcı olacağını düşünürüz.

Elbette bu durum çoğunlukla üzerimizde mantıksız miktarda bir baskı yaratır ve bu kendi kendimize dayattığımız beklentileri karşılayamadığımızda öz-eleştiriye (self-criticism) yol açar. Ve en çok zarar veren şey de işte bu öz-eleştiridir. Yani ironik bir şekilde, kendimizden bu kadar yüksek beklentilere sahip olmak, neredeyse başarısız olmaya ve ardından kendimizi yetersiz hissetmeye mahkum olmamız anlamına gelir.

Mükemmeliyetçilik bizi mükemmel yapmaz, bizi kendi gözümüzde bir başarısızlığa dönüştürür.

Yargılar

Beklentilerin kendisi, daha sonra yargılara yol açar. "Bir şeyi yeterince iyi yaptım mı?", "Biri yaptığım şeyden memnun kaldı mı?", "İşler umduğum gibi gitti mi?" Bunların hiçbiri üretken veya yardımcı değildir. Tercih edilen alternatif, beklentilere sahip olmamak, sadece makul ölçüde elimizden gelenin en iyisini yapmak ve işler nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın kabul etmektir.

Yine de "hedeflerimiz" olabilir. Hedefler varış noktalarıdır —ulaşmak istediğimiz standartlar veya seviyelerdir. Çabalarımızı odaklamada ve ne zaman yeterince şey yaptığımızı bize bildirmede yararlıdırlar. Bizi daha üretken kılarlar.

Hedefleri beklentilerle karıştırmayın. Beklentiler, esnekliğe ya da yetersiz kalmaya/daha azını başarmaya izin olmadığı anlamına gelir. Eğer bir hedefe ulaşamazsak, o zaman sadece daha fazlasını yapıp yapmayacağımıza karar veririz ya da başardığımız şeyi kabul ederiz. Diğer taraftan bir beklenti karşılanmadığında, şu tür bir yargıya yol açar: "Şöyle yapmalıydım_______", "Neden böyle yapmadım________?", "Ben işe yaramazın tekiyim".

Bir diğer yargı türü de geçmiş hakkında ruminasyon (zihinsel geviş getirme) yapmaktır. Bu genellikle iyi gitmeyen şeylerle ilgilidir. Özellikle bizim "hatamız" olduğuna karar verdiğimiz durumlar ya da bizi utandıran veya bizi kötü bir ışık altında bırakan olaylar hakkındadır.

Bunlar tipik olarak yıllar boyunca tekrar tekrar ortaya çıkan ve bir türlü serbest bırakamadığımız şeylerdir. Genellikle söylediklerimiz, yaptıklarımız ya da başımıza gelenler hakkında öz-eleştirel bir yargı barındırırlar. Özellikle kendimizi iyi hissetmediğimiz zamanlarda ortaya çıkarlar. Sanki beynimiz, sırf bunlarla kendimizi hırpalamamız için onları özellikle geri çağırıyor gibidir.

Elbette bu bize hiç mantıklı gelmez. Bu yüzden bizi rahatsız edip duran bu düşünceleri çözmek için çok çabalarız, ama onlar sadece kendimizi kötü hissetmemize neden olur.

Araya giren (intrusive) olumsuz düşünceler genellikle değiştirilemeyecek şeyler hakkındadır. Ancak, bir düzeltme yapılabilecek durumlar varsa, o zaman bunu yapmalı ve konuyu kapatmalıyız. Eğer pişman olduğumuz ya da utandığımız bir şeyse, değiştirebileceğimiz tek şey düşünceye karşı verdiğimiz tepki (reaksiyon) ve onun hakkında nasıl düşündüğümüzdür.

Hedef; olanın öylece olduğunu kabul etmek, o sırada elimizden gelenin en iyisini yaptığımızı kabul etmek ve onu yargılamadan serbest bırakmaktır. Aynı zamanda, düşünceye eşlik eden her türlü duyguyu göğüslemek, onunla bağ kurmak ve ona izin vermektir.

O düşüncenin bizi rahatsız etme yeteneğini kaybetmesinden önce bunu defalarca yapmamız gerekebilir. Daha sonra daha az sıklıkta görünecek ve sonunda tamamen ortaya çıkmayı bırakacaktır.

Eğer bu tür yüzlerce düşüncemiz varsa, sadece ortaya çıkan herhangi biri üzerinde pratik yaparız. Biri üzerinde pratik yapmak, hepsiyle ilgili yardımcı olur. Başka bir deyişle, bu tür bir düşünce üzerinde ne kadar çok pratik yaparsak, bu türdeki tüm düşünceler bizi o kadar az etkileyecektir.

Şu Anda Kalmak

Belirtildiği gibi, beklentiler ve yargılar bizi geleceğe odaklanmış ve geçmişte tutar. Ancak zihinsel refahımız ve huzurlu, sağlıklı bir yaşam için en önemli olan şey, her an ne olup bittiğini tamamen deneyimlemektir. Bu, hayatımız üzerinde, hayatımızın gittiği yön ve ondan aldığımız keyif üzerinde doğrudan bir etki yaratabileceğimiz tek alandır.

Basit gerçek şudur ki; gelecek hakkında daha az endişelenmeyi ve geçmiş hakkında daha az ruminasyon yapmayı öğrendiğimizde, anda kalma konusunda daha iyi hale geliriz.

Gelecekteki olaylar için makul ölçülerde plan yapıp hazırlık yapabilsek de, işin endişe boyutunu serbest bırakabiliriz. Şeyler gerçekleştiğinde (ve gerçekleşirse) onlarla başa çıkabileceğimize güvenebiliriz. Geleceğe beklentiler yüklemeyi bırakabilir ve onun kendi kendine açılmasına (ortaya çıkmasına) gönüllü olabiliriz.

Benim deneyimime göre, bunu yaptığımda, sonuçlar genellikle hayal ettiğimden çok daha iyi çıkıyor. İnanıyorum ki bunun nedeni beklentilerin kısıtlayıcı olması ve işlerin gidebileceği yönlere veya ne kadar iyi olabileceğine sınırlar koymasıdır.

Akışa bırakırsak, şeyler genellikle hayal ettiğimizden veya ön gördüğümüzden çok daha iyi sonuçlanabilir.

Ruminasyon için tek yapmamız gereken; ne zaman başarısızlıkların veya utançların işe yaramaz eski anılarını sürükleyip getirmeye ve bunları kendimizi aşağı çekmek için kullanmaya başladığımızın farkına varmaktır. Bunun yerine bu şeylerin yaşandığını kabul edebilir, kendimize niyetlerimizin iyi olduğunu hatırlatabilir ve onları serbest bırakabiliriz.

Anksiyeteden iyileşmenin tüm yönlerinde olduğu gibi, bu da pratik, tekrar ve zaman gerektirir. Ancak, başarılabilir bir şeydir.

C

Yazar

Carl James

Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.

İlgili Diğer Makaleler

Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

"Doğru Şekilde İzin Veriyor muyum?" Tuzağı: İyileşmeyi Performansa Dönüştürmek

"Doğru Şekilde İzin Veriyor muyum?" Tuzağı: İyileşmeyi Performansa Dönüştürmek

İyileşme araçlarını birer performans testine ve gizli kontrol davranışına dönüştürmek en sık düşülen sinsi tuzaktır. "Geçti mi?", "Doğru yapıyor muyum?" diye denetleyen o içsel mekanizmayı fark ettiğinizde onunla savaşmayı bırakın. İzin vermek, semptomu silmek için değil; onun bir blöf olduğunu ve hayata devam etmeye engel olmadığını görmektir. Mükemmel olmanıza gerek yok. O fırtınalı hisle sadece bir dakika bile kalma niyetiniz ve esnek girişiminiz en büyük başarıdır.

Shaan Kassam29 Mayıs 2026
Kaygı Bozukluğunda Gizli Oyuncu: Aciliyet Hissi

Kaygı Bozukluğunda Gizli Oyuncu: Aciliyet Hissi

Anksiyetedeki "aciliyet" hissi, ortada gerçek bir tehlike yokken beliren hatalı bir alarmdır. Zihnin "hemen rahatla" baskısıyla internette belirti araması veya güvence istemesi kaygıyı besler. ACT'e göre iyileşme, "Önce rahatla, sonra yaşarsın" illüzyonunu bırakıp rahatsızlığa rağmen hayata devam etmektir. Gün içinde "Bu gerçekten acil mi, yoksa öyle mi hissettiriyor?" diye sorup dürtü ile eylem arasına küçük duraklamalar koymak, beyne bu hisse tepki vermeme esnekliğini öğretir.

Sadık Alper Bilgil28 Mayıs 2026
Anksiyete Kaçınmasının ve Hüsnükuruntunun (Zihni Avutmanın) Ötesinde

Anksiyete Kaçınmasının ve Hüsnükuruntunun (Zihni Avutmanın) Ötesinde

Anksiyete riski abartır, başa çıkma gücünü hafife alır. Döngüyü kırmak için kaçınmak yerine korkunun paketini açmalıyız. En kötü "ya şöyle olursa" senaryosu yerine daha olası "başka ne olabilir" sorusuna odaklanmak ve korkuyu bilgi kontrolünden geçirmek direksiyonu geri almamızı sağlar. Kaçınmayı bırakıp hayalimizde bile olsa duruma küçük adımlarla yaklaşmak beyni yeniden yapılandırır. Dur, nefes al ve ver. Omuzların düştüğünde hazırlıklı olmak korkmaktan her zaman daha iyidir.

Tamar Chansky Ph.D.25 Mayıs 2026