
Makale
Fırtınanın İçine Yürüyün
"Fırtınanın içine yürümek", anksiyete semptomlarından kaçmak yerine onlara tamamen teslim olmaktır. Tıpkı dondurucu bir yağmurda kasılmak yerine omuzları gevşetip ıslanmaya izin vermek gibi, korkuya karşı zihinsel ve bedensel direnci serbest bırakmaktır. Belirtiler ne kadar korkutucu görünse de geçicidir. Korkuyu da yanımıza alarak fırtınanın üzerine gitmek, bastırılmış duyguları iyileştirir. Zamanın geçmesine izin verdiğimizde, madalyonun diğer tarafında bizi huzur bekler.

Fırtınanın İçine Yürüyün
Anksiyete semptomlarıyla yüzleşmeyi ve onlara izin vermeyi tanımlamak için kullandığım görsellerden biri de "fırtınanın içine yürümektir". Peki bu ne anlama geliyor? Bunu yaptığınızda, fırtınanın içine yürümek gerçekten nasıl görünür ve nasıl hissettirir?
Dışarıda dondurucu bir yağmur ve sulusepken fırtınası olduğunu hayal edin. Doğal tepki yüzünüzü buruşturmak, başınızı öne eğmek, omuzlarınızı boynunuza doğru kısmak, kollarınızı yukarı kaldırmak ve kendinizi soğuk, ıslak rüzgar ile yağmurun tatsızlığından korumaya çalışarak aceleyle oradan geçip gitmektir.
Bunun yerine, dışarıya sakince çıktığınızı ve rüzgarın, yağmurun, sulusepkenin hiç direnç göstermeden yüzünüze çarpmasına izin verdiğinizi hayal edin. Yüzünüzde sakin, huzurlu bir ifade koruduğunuzu; bu sırada buz gibi yağmurun her bir damlasının etkisini, rüzgarın teninizdeki üşütücü hissini, kıyafetlerinizin ve saçınızın ıslanıp ağırlaşmasını, vücudunuzun ısı kaybetmesini gözlemlediğinizi hayal edin.
Şimdi tüm bunları, bunun sizi öldürmeyeceğini ve sadece geçici olduğunu bilerek, yargılamadan veya direnç göstermeden gözlemlediğinizi hayal edin. Gelecekte bir noktada yeniden kuru ve sıcak olacağınızı bildiğinizi hayal edin. Aslında daha yavaş yürüyebilir ve fırtınanın kendi bildiğini yapmasına gerçekten izin verebilir miydiniz?
Omuzlarınızı, mide kaslarınızı gevşettiğinizi, vücudunuzdaki her türlü gerginliği veya direnci serbest bıraktığınızı hayal edin. Bu deneyimden kaçma isteğine dair her türlü yargıyı ve düşünceyi fark ettiğinizi hayal edin. Şimdi bu zihinsel direnci de serbest bıraktığınızı, elinizden geldiğince tamamen teslim olduğunuzu ve zamanın geçmesine izin verdiğinizi hayal edin.
İşte "fırtınanın içine" bu şekilde yürürsünüz. Ama şunu söylediğinizi duyar gibiyim: "Evet, bunu yapabilirdim ama benim anksiyete semptomlarım birazcık yağmurdan çok daha tatsız, çok daha korkutucu." Buna hiçbir itirazım yok. Ama hepsi bu kadardır: tatsız ve korkutucu. Yaşadığınız rahatsızlığa rağmen, korkunuza rağmen, hatta korkunuzu da yanınıza alarak semptomlarınızın fırtınasına doğru yürüyebilirseniz, o zaman bu yaklaşımın sihrini deneyimleyeceksiniz.
Bu yapılabilir. Ben bunu yaptım ve anksiyeteden iyileşmesine koçluk ettiğim ve şahit olduğum pek çok kişi de bunu yaptı. İnanın bana, sizin anksiyeteniz farklı ya da daha kötü değil. Siz de yapabilirsiniz.
Madalyonun diğer tarafında huzur ve iyileşme var. Fırtınanın içine ne kadar sık yürürseniz, uzun süredir bastırılmış o duyguları o kadar çok iyileştirirsiniz. Bu durum, hayatınızı anksiyete yükü olmadan yaşamanız ve özgün benliğiniz olmanız için sizi özgürleştirecektir.
Yazar
Carl James
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Depresyonda mıyım?
Duyarlılaşmış bir sinir sistemi, hayatın sesini sonuna kadar açmak gibidir; her sıradan hissi ve durumu aşırı yoğun ve rahatsız kıldığı için keyif almayı, sabrı ve yakınlık hissini engeller. Sorun ilişkilerinizde, kimliğinizde ya da sevgisizleşmenizde değil, sistemin aşırı uyarılmasındadır. Bu süreçte hislerinize bakıp kendinizi yargılamayın veya analiz etmeyin. Ses düzeyi geçicidir; eski bağlar kaybolmadı, sadece gürültünün ardında bekliyor. Yaşamaya nazikçe devam edin.

Bu işin ABC si!
Anksiyete zihinsel değil, bedenden zihne taşan bir hissetme problemidir. Endişe, belirsizliği kontrol etme çabasıdır; düşünceler inanılmadıkça zararsızdır. İyileşme zihinsel analizle değil, bedendeki alarma şefkatle temas ederek güven inşa etmekle olur. ABCDE yöntemiyle; endişeyi fark edin, bedendeki alarma el koyup nefes verin, hisle hikayesiz kalın, sakin anlarda da pratik yapın ve egoya inanmayın. Belirsizliği küçük adımlarla tolere etmek güveni kökleştirir.

Anksiyete, Öfke ve Yaratıcılık Arasındaki Hayati Bağ
Anksiyete ve öfke, May'in "demonik" dediği yoğun yaşam enerjisinin parçalarıdır; bastırıldıklarında patolojik kaygıya, paniğe ve saldırganlığa evrilirler. İnsanın doğasında var olan yaratma dürtüsü engellendiğinde bu biriken enerji ruhsal sıkıntı üretir. Yaratıcılık, bu ilkel tutkuların yapıcı biçimde ifade edilmesidir. İlaçla sadece bastırmak yerine; sanatsal ya da gündelik üretken eylemlerle bu ham gücü dışa aktarmak anksiyeteyi dönüştürmenin en sağlıklı yoludur.