
Makale
Anksiyete İyileşmesinin Paradoksu
Anksiyete iyileşmesinin en büyük paradoksu, semptomlardan kurtulmanın yolunun onları hoş karşılamaktan geçmesidir. Savaşmayı bıraktığımızda zihin tehlike olmadığını anlar. Süreç üç aşamalıdır: Katlanmak, sadece hissin gitmesini isteyerek boyun eğmektir. Kabul, fırtınanın içine yürüyüp hisse istediği kadar kalma izni vermektir. İyileşme ise doğru iç sesleri inşa ederek bu paradoksal yaklaşımı kalıcı hale getirmektir. Teslim olunduğunda anksiyete gitmekte özgür kalır.

Anksiyete İyileşmesinin Paradoksu
Anksiyeteden iyileşme sürecinin tamamen paradokslarla dolu olduğunu gördüm; normal hissettirenin, düşünmek istediğim yolun tam tersi bir şekilde düşünmem gerekiyordu. Ancak bence bunların içindeki en büyük paradoks ve çoğumuzun en çok zorlandığı şey şudur…
İyileşme arayışına girdiğimizde birincil hedefimiz, semptomlarımızın yok olmasını sağlayacak bir yol bulmaktır. Ve buna rağmen, kabul metodundan aldığımız ilk talimat semptomlarla yüzleşmek, onları kabul etmek ve kucaklamaktır.
Bu durum o dönemde bize hiçbir mantıklı gelmez. Sonuçta, onlardan kurtulmaya çalışırken semptomları kucaklamak nasıl yardımcı olabilir ki? Yapmamız gereken şeyin tam tersi değil midir?!
Anksiyeteden iyileşenler veya iyileşme yolculuğunda iyice ilerlemiş olanlar, bize semptomlarımıza ve acımıza doğru dönmemizi, onun içine yürümemizi, ne kadar isterse o kadar orada kalmasına izin vermemizi, hatta onu HOŞ KARŞILAMAMIZI (welcome) söylerler!!! Başka bir deyişle, iyileşme arayışına girdiğimizde istediğimizi sandığımız şeyin tam tersini yapmamız söylenir. İşte PARADOKS budur. En büyüğü.
Anksiyetemizle, korkularımızla ve diğer duygularımızla onlardan kurtulmaya çalışmadan yüzleşmeyi, onları kucaklamayı ve onlarla birlikte oturmayı öğrenerek beynimize anksiyetenin tehlikeli olmadığını ve korkulacak bir şey olmadığını öğretiriz. Ona karşı korkumuzu kaybettiğimizde, ona tepki vermeyi bırakırız. Ona tepki vermeyi ve onunla savaşmayı bıraktığımızda ise o sakinleşir. Ve onu gerçekten kabul ettiğimizde, gitmekte özgür kalır.
Bu Paradoks Neden İyileşmeyi Bir Zorluk Haline Getirir?
Paradoksları kabul etmek, özellikle yorgun ve hassaslaşmış bir zihin için zordur. Başlangıçta bu paradoksal tavsiyeyi genellikle hızlıca duyarız. Ancak hem korkudan hem de alışkanlıktan dolayı hemen semptomlarımızla savaşmaya, onlardan kaçınmaya ve onların yok olmasını dilemeye geri döneriz.
Semptomlarla yüzleşme ve onları kabul etme talimatını duyarız ama bunu yapmaya bir türlü kendimizi getiremeyiz. Ya da belki de bunu asla yapamayacağımızı hissederiz.
Yapabiliriz. Ama bu biraz zaman alır. Bu paradoksu nihayet ve tamamen kucaklayabilmek, semptomlarımızla yüzleşip onları bağrımıza basabilmek için çokça pratik ve genellikle bir dizi gerileme (setback) gerekir. Buradaki eğilim, devam etmek için bizi teşvik edecek kadar yeterli ilerleme görmeden önce bu süreçten vazgeçmektir. Bunun yerine, iyileşmek için daha basit, daha hızlı bir yol aramaya geri döneriz. Onu çözmeye çalışmaya, savaşmaya ve semptomlarımızdan kaçınmaya veya onları bastırmaya geri döneriz.
İyileşme Nasıl İlerler?
Katlanmak (Tolerating)
Savaşmayı bırakıp kabul metoduna sadık kalırsak, semptomları gerçekten teslimiyetle karşılamadan ve onları hoş karşılamadan önce, onlara "katlandığımız" bir aşamadan geçeriz.
En azından başlangıçta, paradoksları kabul etme ve onlarla çalışma konusunda çok azımız iyidir. Mantığı ve kesinliği severiz. Güvenle ilerlemek yerine, şeylerin nasıl işe yarayacağını görmek isteriz. Buna bir de endişeli ve hassaslaşmış zihinlerimizin en basit fikirlerle bile nasıl mücadele ettiğini ekleyin. Bu yüzden, anksiyetemizle yüzleşme ve onu kabul etme talimatının zihnimize yerleşmesinin zaman alması anlaşılır bir durumdur.
Yorgun zihinlerimiz bu paradoksu çok çabuk duyar, "Tamam anladım" şeklinde yanıt verir ve ardından hemen semptomların yok olmasını dilemenin o tanıdık ve konforlu yerine geri döner. Semptomlara "tahammül ederiz" (put up with), ancak bu kabul cilasının altında hala sadece onların gitmesini istiyoruzdur.
Katlanmak/idare etmek bir kabulleniş (resignation) değil, boyun eğmedir. Bu yüzden, semptomları gerçekten kabul etmek istiyorsak, onları kucaklamayı ve hoş karşılamayı öğrenmeliyiz.
Kabul (Acceptance)
Daha da ilerlediğimizde paradoksu anlamaya başlarız. Semptomları tamamen kabul ederek, onları hoş karşılayarak, istedikleri kadar kalmalarına izin vererek, fırtınanın kalbine doğru yürüyüp teslim olarak, aslında başından beri aradığımız huzuru bulduğumuzu öğreniriz.
Bu son adım ilk başta pamuk ipliğine bağlıdır. Bizi o noktaya getiren paradoksu unutmamız ve semptomları dileme ya da onları itme şeklindeki eski alışkanlıklara geri dönmemiz nedeniyle kolayca sekteye uğrayabilir. Ayrıca hayatımızdaki olaylardan kaynaklanan ani bir stres artışına karşı da savunmasızdır. Dolayısıyla, hala bir gerileme döneminin içine savrulabiliriz.
İyileşme (Recovery)
Yalnızca doğru iç seslerimizi yeterince inşa ettiğimizde ve bu görünüşte "paradoksal" olan düşünme biçimini (semptomları her seferinde hoş karşılamayı) kökleştirdiğimizde, "iyileşme" denilen yere ulaşırız.
Bizi savaşma veya onu çözmeye çalışma şeklindeki eski alışkanlıklara geri dönmememiz konusunda uyaran şey, bu güçlü ve doğru iç seslerdir. Yolumuza çıkan her şeyle yüzleşme gücünü bize onlar verir. Bu doğrunun ve kabulün iç sesleri, gelecekte ne zaman ihtiyacımız olursa bize sahip çıkacaktır.
Yazar
Carl James
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Anksiyete yolculuğu nasıl pozitiflik barındırır ki?!
Anksiyete romantize edilemeyecek kadar zor bir deneyimdir; çünkü insanı kendine karşı savaştırır ve en ilkel hayatta kalma içgüdülerine meydan okur. Ancak kaçma dürtüsüne rağmen anda kalabilmek ve zayıf hissederken bile cesaret göstermek kişiyi dönüştürür. Bu sürecin asıl hediyesi anksiyetenin kendisi değil; onunla yüzleşirken inşa ettiğimiz öz-güven, içsel dayanıklılık ve bu zorluğu karşılama biçimimiz sayesinde dönüştüğümüz o dirençli insandır.

Sorun Semptomlarınız Değil, Onunla Kurduğunuz İlişki!
Semptomlarla savaşmak ve onlardan kaçınmak, sinir sistemine o hislerin tehlikeli olduğu kanıtını verir. İnsanı asıl tutsak eden semptomlar değil; gününü ve kararlarını onlara göre şekillendirerek hayatın direksiyonunu devretmesidir. İyileşme, semptomların bitmesini beklemekle olmaz. Denetim odağını geri alıp hisler odadayken bile yaşamaya devam ederek sinir sistemine korunacak bir tehdit olmadığını göstermek, bu kısır döngüyü kalıcı olarak kırar.

Otopilottan Seçime
Sürekli otopilotta olmak bizi sorgulanmamış alışkanlıkların kısır döngüsüne hapseder ve seçim özgürlüğümüzü unutturur. Günlük sıradan bir eylemi (örneğin bir kalemi almayı) normalden dört kat daha yavaş yapmak, dikkatimizi yeniden eğitmeyi sağlar. Eylemi yavaşlatmak, gözden kaçan his ve detayları görünür kılarak zihne esneklik kazandırır. Otopilot kalıplarını yakalamak, hayatımıza yön veren irade ve seçme gücünü bize yeniden kazandıran en önemli adımdır.