
Makale
Ağrıyla Başa Çıkmak
Fiziksel acıyla savaşmak ve kasılmak, acıyı/ağrıyı ıstıraba dönüştürür ve şiddetini artırır. Çözüm, tıpkı anksiyete duygusunda olduğu gibi acıyı radikal bir şekilde kabul etmektir. Acı/Ağrı hissettiğinizde nefesinizi yavaşlatın, bedeninizi gevşetin ve ağrıya merakla yaklaşarak onu inceleyin. Değişmesi veya geçmesi yönünde gizli bir ajandaya sahip olmadan, ne kadar isterse o kadar kalmasına izin verin. Direnç bittiğinde, acının dayanılmazlık hissi de yok olur.

Ağrıyla Başa Çıkmak
Anksiyete sorunu yaşayan birçok kişi, anksiyete durumlarının yanı sıra fiziksel acıyla/ağrıyla da sorunlar yaşar. Genellikle verdikleri tepki, ondan kurtulmaya çalışmaktır. Ancak bu nadiren işe yarar. Belki de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, fiziksel acıyla/ağrıyla başa çıkmada etkili olan yaklaşım, anksiyetenin duygusal acısıyla başa çıkmada kullanılan yaklaşımla aynıdır – kabul yöntemi.
Eğer acı/ağrı dayanılmazsa veya ısrarcıysa ve ondan kurtulma girişimlerimize yanıt vermiyorsa, tam tersini yapmaya ne dersiniz?
İşte önerim şu:
Farkındalığınızı kasıtlı bir şekilde gerçekten acıya/ağrıya getirin. Onu, olabildiğince gönüllü bir şekilde hissedin. Onu gözlemleyin. Onu inceleyin. Onu kendinize tanımlayın. Onunla arkadaş olun. İstediği kadar buralarda kalmasına gönüllü olun. Günlük aktivitelerinizi yaparken arka planda onun farkındalığını korumaya çalışın.
Bu yaklaşım kulağa absürt gelebilir, çünkü doğal olarak onun sadece gitmesini istersiniz. Ama zaten bir yere gittiği yok, o halde bunu deneyerek ne kaybedersiniz? Sonuç karşısında şaşırabilirsiniz.
Benim Deneyimim
Bu yaklaşımı ilk denediğimi hatırlıyorum. Anksiyete durumundan kurtulma sürecimin ortalarındaydım ve ayak başparmağımı sehpa kenarına oldukça sert bir şekilde çarptım. Acı/Ağrı anında ve yoğundu. Bağırmaya ve acıya/ağrıya karşı savaşmaya başladım.
Bu tepkinin tam ortasındayken, aniden kabul yaklaşımını buna uygulamayı denemek aklıma geldi. Acıya/Ağrıya karşı kendimi kasmak yerine, nefesimi yavaşlatmak, gerginliği serbest bırakmak ve zihinsel odağımı onunla savaşmak yerine bir merak duygusuyla acıya/ağrıya çevirmek için bilinçli bir çaba gösterdim.
Acıyı/Ağrıyı inceledim, kendime tanımladım, aklıma gelebilecek her şekilde onu keşfettim. Bunu hiçbir gizli ajanda olmadan, değişmesi, hafiflemesi veya geçmesi yönünde hiçbir niyet taşımadan yaptım. Bunun yerine sadece onu inceledim ve ne isterse yapmasına izin verdim.
Şaşırtıcı bir şekilde, acı/ağrı o dayanılmaz olma hissini hızla kaybetti. Hâlâ yoğun bir histi, ancak bende onunla savaşma ya da ondan kurtulma isteği uyandıran o eski etkiyi yaratmıyordu. Ve hızla azadı – parmağımı ne kadar sert çarptığımı düşündüğümde bekleyeceğimden çok daha hızlı bir şekilde geçti.
Anksiyete semptomlarında olduğu gibi, acıyla/ağrıyla başa çıkarken de hiçbir ajandaya sahip olmamanın hayati önem taşıdığını fark ettim. Bu yaklaşımın "işe yaramasını" ve acıyı/ağrıyı ortadan kaldırmasını umduğumuz (gizlice ya da açıkça) o an, aslında savaşmadır ve bu acıyı/ağrıyı devam ettirir. Gerçekten de ne kadar isterse o kadar kalmasına gönüllü olmalıyız.
Benliksizlik
Bana göre burada, hayatımızın tüm alanlarına uygulayabileceğimiz temel bir ders var. Bu, egonun bırakılmasıdır.
Örneğin, birine yardım ettiğimizde, ideal olarak bunu karşılığında hiçbir şey beklemeden yaparız. Tatminimiz, başka birinin hayatını daha iyi hale getirdiğimizi ve zamanımızı, birine ihtiyacı olan ve kendi başına yapamayacağı bir şeyi vermek için kullandığımızı bilmekten gelir.
Acı/Ağrı konusunda da kabul yaklaşımını, karşılığında hiçbir şey beklemeden ona dikkatimizi vermek olarak gördüm. Bu, vücuduma iyileşmesi için verilen bir hediyeydi. Herhangi bir şeyi kontrol etmeye ya da belirli bir şekilde gitmesini sağlamaya çalışmıyordum. Kenara çekiliyor ve doğanın yarayı iyileştirmesine izin veriyordum.
Bu yaklaşım hayatımızın tüm alanlarında uygulanabilir. Yaşamak için çok daha etik ve onurlu bir yoldur. Ajanda yok. Sıfır beklenti. Kontrol veya manipülasyon yok. Ego yok.
Ve diğer acılara gelince, yaklaşımı oralarda da uygulamaya başladım. Hayatımın çoğunda, her zaman anksiyete durumumla ilgili olduğundan şüphelendiğim kronik sırt ağrılarından muzdariptim. Bu içgörüden sonra, o ağrıya farklı davranmaya başladım. Ona onurlandırıcı bir yaklaşımla yaklaştım. Ve tamamen geçmemiş olsa da, acı çekme hissimi büyük ölçüde azalttım. Daha tolere edilebilir hale geldi ve hayatımda çok daha az bir sorun teşkil etmeye başladı.
Ve tüm bu dönüşüm, sadece çarpılan bir ayak parmağıyla başladı!
Yazar
Carl James
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

"Doğru Şekilde İzin Veriyor muyum?" Tuzağı: İyileşmeyi Performansa Dönüştürmek
İyileşme araçlarını birer performans testine ve gizli kontrol davranışına dönüştürmek en sık düşülen sinsi tuzaktır. "Geçti mi?", "Doğru yapıyor muyum?" diye denetleyen o içsel mekanizmayı fark ettiğinizde onunla savaşmayı bırakın. İzin vermek, semptomu silmek için değil; onun bir blöf olduğunu ve hayata devam etmeye engel olmadığını görmektir. Mükemmel olmanıza gerek yok. O fırtınalı hisle sadece bir dakika bile kalma niyetiniz ve esnek girişiminiz en büyük başarıdır.

Kaygı Bozukluğunda Gizli Oyuncu: Aciliyet Hissi
Anksiyetedeki "aciliyet" hissi, ortada gerçek bir tehlike yokken beliren hatalı bir alarmdır. Zihnin "hemen rahatla" baskısıyla internette belirti araması veya güvence istemesi kaygıyı besler. ACT'e göre iyileşme, "Önce rahatla, sonra yaşarsın" illüzyonunu bırakıp rahatsızlığa rağmen hayata devam etmektir. Gün içinde "Bu gerçekten acil mi, yoksa öyle mi hissettiriyor?" diye sorup dürtü ile eylem arasına küçük duraklamalar koymak, beyne bu hisse tepki vermeme esnekliğini öğretir.

Anksiyete Kaçınmasının ve Hüsnükuruntunun (Zihni Avutmanın) Ötesinde
Anksiyete riski abartır, başa çıkma gücünü hafife alır. Döngüyü kırmak için kaçınmak yerine korkunun paketini açmalıyız. En kötü "ya şöyle olursa" senaryosu yerine daha olası "başka ne olabilir" sorusuna odaklanmak ve korkuyu bilgi kontrolünden geçirmek direksiyonu geri almamızı sağlar. Kaçınmayı bırakıp hayalimizde bile olsa duruma küçük adımlarla yaklaşmak beyni yeniden yapılandırır. Dur, nefes al ve ver. Omuzların düştüğünde hazırlıklı olmak korkmaktan her zaman daha iyidir.