
Makale
Zorlu Düşünce ve Duygulardan Kurtulmak
Zorlu düşünce ve duygulardan kaçınmak (yaşantısal kaçınma), onları daha çok besler. Tıpkı bataklık veya Harry Potter'daki Şeytan Kapanı bitkisi gibi; kaçınmak için çırpındıkça daha derine batarsınız. Çözüm, bu hislerle savaşmak yerine gevşemek, onlara alan açmak ve merakla yaklaşmaktır. Mindfulness, kabul ve öz-şefkat pratikleri; bu duygularla barış imzalayarak içlerinden geçmenizi sağlar. Enerjinizi kaçmaya değil, kök nedenleri anlamaya yönlendirdiğinizde kalıcı bir rahatlama başlar.

Zorlu Düşünce ve Duygulardan Kurtulmak
Zorlu düşüncelerden kaçınmak neden faydasızdır ve bu konuda ne yapabiliriz?
Zihnimizde rahatsız edici veya hoş olmayan bir düşünce belirir. Ne yaparız? Birçoğumuz için ilk dürtü, bu düşünceyi itmek ve ondan kaçınmaktır. Psikolojide buna "yaşantısal kaçınma" (experiential avoidance) denir. Sorun şu ki, bu yaşantısal kaçınma o an için faydalıymış gibi görünebilir; ancak araştırmalar, rahatsız edici veya üzücü düşüncelerden sürekli kaçınmanın aslında anksiyetemizi ve sıkıntımızı artırabileceğini göstermektedir. Nitekim Dr. Russ Harris, Mutluluk Tuzağı (The Happiness Trap) adlı kitabında, yaşantısal kaçınmanın anksiyete, depresyon ve diğer pek çok ruh sağlığı sorununa zemin hazırladığını vurgulamaktadır; rahatsız edici düşünce ve duygulardan kaçınmak için ne kadar çok çabalarsak, "o kadar çok kötü duygu yaratırız."
Peki, sıkıntı veren düşünce ve duygularla savaşmak ve onları uzağa itmek neden işe yaramaz? En basit cevap, zorlu duygu ve düşünceleri ne kadar çok itmeye çalışırsak, o kadar yoğunlaşmalarıdır. Örneğin, bir şeye çok canımız sıkıldığında gidip bir kova dondurma yemeye çalışırsak, o dondurmadan gerçekten keyif bile alamayabiliriz ve günün sonunda, net bir çıkış yolu bulamadan o yoğun acıyı hissetmeye devam edebiliriz. Ya da dondurmanın tadını çıkarsak bile, hala çözülmemiş düşünce ve duygularla baş başa kalırız; üstelik buna bir de o kova dondurmayı yemenin getirdiği suçluluk duygusu eklenebilir.
Harry Potter hayranları, bunun için bir metafor olarak Şeytan Kapanı (Devil’s Snare) bitkisini hatırlayacaktır —ne kadar çok çırpınırsanız, sizi o kadar çok içine çeker ve hapseder; ancak kendinizi onun içinde serbest bıraktığınız (gevşediğiniz) an, dışarı çıkmaya başlarsınız. Benzer şekilde, yakın zamanda (kendi zihnimin daldığı anlardan birinde) bataklıktan nasıl çıkılacağına dair bir video izledim; videoda dışarı çıkmanın yolunun tamamen gevşemek, yavaşça kıpırdamak ve yukarı doğru hareket etmek olduğu açıkça gösteriliyordu; ne kadar çok çırpınırsak, o kadar hızlı batarız!
Bu deneyimlerin farkında olmak (mindful) ve onlara derinlemesine ya da merakla yaklaşmak, içinden geçip gitmek için önemli bir yoldur. Zen ustası, küresel manevi lider, şair ve barış aktivisti Thich Nhat Hanh, zorlu düşünce ve duygularımızı işlerken kendimize sorabileceğimiz bazı önemli sorulara dikkat çekiyor:
Sorunlarımın kök nedeni nedir? Bunu çözmek için ne yapabilirim?
Hayatımın hangi alanına daha fazla dikkat etmeliyim?
Daha farkında (mindful), rahat ve tatmin olmuş biri olmak için hangi özelliklerimi daha fazla geliştirmeliyim?
İş veya ev hayatımı nasıl daha tatmin edici hale getirebilirim?
Bu sorular, enerjimizi doğru yönlendirmemize ve kendimize, ihtiyaçlarımıza ve değerlerimize dair farkındalığımızı güçlendirmemize yardımcı olabilir.
Özetle:
Küçük zorluklar için anlık dikkat dağıtıcı şeyler o an işe yarayabilse de, daha yoğun duygular deneyimlediğimizde farklı bir yaklaşıma ihtiyaç duyulur. Bu nedenle terapi çalışmalarımızda bilinçli farkındalık (mindfulness), kabul (acceptance) ve öz-şefkati (self-compassion) öğretiyor ve uyguluyoruz. Bunlar, hayatta karşılaşabileceğimiz daha zorlu düşünce ve duyguları yönetmemize yardımcı olacak temel araçlardır. Bu düşünce ve duygularla savaşmak yerine, onlara alan açabilir ve onlarla barış imzalayabiliriz.
Bu süreci uygulamak söylemekten daha zor olsa da, bu becerileri öğrenmek ve pratik etmek kesinlikle harcanan her çabaya değer.
Yazar
Marina Heifetz Ph.D., C.Psych
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

İlaç Kullanıyorum Ama?
Anksiyete ilacı kullanmak zayıflık veya başarısızlık değildir; iyileşme yolunda güvenli bir köprüdür. Ancak ilaç semptomları hafifletse de anksiyetenin kökündeki çocukluk travmalarını veya bastırılmış duygusal yaraları tek başına iyileştirmez. Kalıcı iyileşme, kendimizi bozuk değil yaralı görerek, bedenimizdeki alarmla savaşmayı bırakıp ona şefkatle kulak verdiğimizde gerçekleşir. Sen bozuk değilsin Sadık; ilaç bir varış noktası değil, sadece kendini anlama yolculuğundaki bir araçtır.

Kaygı Bozukluğunda Sorun Kaygı Değil, Sorun Çözme Alışkanlığıdır
Zihin somut sorunları çözmekte başarılıdır; ancak kaygı bozukluğunda gelecek ihtimallerini çözülmesi gereken bir tehdit sanarak ruminasyon döngüsünü başlatır. Bu otomatik sorun çözme alışkanlığını kırmak için üç adımı uygulayabilirsiniz. İlk olarak, zihninizin belirsizliği çözmeye çalıştığı anı fark edin. İkinci olarak, düşünceyle savaşmak yerine onun bedendeki etkisini merakla gözlemleyin. Son olarak, her düşüncenin bir cevap gerektirmediğini fark ederek analizi bırakın.

İYİLEŞİYOR MUYUM?
Sinir sistemi iyileşmesinin en tuhaf yönü, bunu en son sizin fark etmenizdir. İyileşme görünür bir ilerleme sunmaz; o bir varlık değil, eski kasılmaların sessiz yokluğudur. Semptom takibi yapmak beyne tehdit mesajı göndererek alarmı sıcak tutar. Durumu izlemeyi bırakanlar daha hızlı iyileşir. Kendi hisleriniz yerine dışsal verilere bakın: Altı ay önce kaçındığınız şeyleri şu an yapıyor musunuz? Fark hissetmemek başarısızlık değil, iyileşmenin ta kendisidir.