
Makale
Daha iyi hisset!
Somatik takip, ağrıya tarafsız bir merak ve güvenle odaklanarak beynin alarmını söndürme yöntemidir. Temel kural "sonuçtan bağımsızlık"tır; anlık olarak ağrıyı yok etmeye çalışmadan sürece odaklanılır. Yanma, batma veya baskı gibi hisler doğası gereği kötü değildir; sorun, zihnin bunları tehlike olarak etiketlemesidir. Tehdit algısı bırakılıp güven mesajı verildiğinde beyin dersi alır ve nöroplastik ağrı zamanla kendiliğinden çözülür.

Daha iyi hisset!
Herkese merhaba,
Bugün ağrınızın/kaygınızın üstesinden gelmek için en etkili araçlardan biri olan somatik takipten (somatic tracking) bahsetmek istiyorum. Kendi başınıza deneyebilmeniz için rehberli bir somatik takip egzersizine de yer vereceğim.
Somatik takip; ağrılı/kaygılı bir duyuma tarafsız bir merakla odaklanmayı, bu duyumun güvenli olduğunu pekiştirmeyi ve onu bir hafiflik hissiyle gözlemlemeyi içerir. Buradaki amaç, beyninize bu duyumun güvenli olduğunu öğretmektir; bu da nihayetinde ağrıyı/kaygıyı devre dışı bırakır.
Somatik takip yaptığınızda, ağrıdan/fiziksel hislerden kurtulmaya çalışmak gibi bir kaygınızın olmaması gerekir. Şimdi, bunun sezgilere aykırı olduğunu biliyorum; çünkü bunu en başta yapmanızın asıl nedeni zaten ağrınızdan kurtulmaktır.
Ancak kısa vadeli bir hedef ile uzun vadeli bir hedef arasında fark vardır.
Bunun en iyi örneklerinden biri kolej basketbolu sporundan gelir. 1960'larda John Wooden, UCLA Bruins takımının koçuydu ve koçluğa dair çok yeni bir yaklaşıma sahipti.
Maçın nihai skoru pek umurunda değildi. Aslına bakılırsa, oyuncularıyla konuşurken neredeyse hiç "kazanmak" kelimesini kullanmazdı. Sonuca değil, sürece odaklanmalarını isterdi.
Asıl odak noktası; iyi alışkanlıklar edinmek, çaba göstermek, keyifle oynamaktı. Oyuncuları bunu yaptığı takdirde sonucun kendiliğinden geleceğini biliyordu.
Ve işe yaradı!
Bruins, 12 yıllık bir zaman diliminde 10 ulusal şampiyonluk kazandı. Kazanmaktan hiç bahsetmeyen bir adam için fena sayılmaz.
John Wooden, bizim sonuçtan bağımsızlık (outcome independence) dediğimiz bir şeyi uyguluyordu. Sonuç ne olursa olsun kendinizi başarılı hissedebilme halidir bu. Yapma eylemi, sonuçtan daha önemlidir.
Aynı yaklaşımı somatik takibe de taşımak istiyoruz.
Somatik takip seansı sırasında ne olduğu önemli değildir; ağrı/kaygı artsa da, azalsa da, yer değiştirse de ya da tamamen aynı kalsa da…
Ana odak noktası süreçtir: Duyuma merakla yaklaşmak, kendinize güvenlik mesajları vermek, gösterdiğiniz çabadan ötürü kendinizle gurur duymak. Beyninize ağrının güvenli olduğunu pekiştiren şeyler bunlardır. Eninde sonunda beyniniz bu dersi alacak ve ağrınız/kaygınız kaybolacaktır. Dolayısıyla kısa vadede sonuçtan bağımsız olmak, ağrınızın/kaygınızın üstesinden gelme yönündeki uzun vadeli hedefinize ulaşmanıza yardımcı olur.
Fakat dürüst olalım; sonuçtan bağımsız olmak basketbol maçları oynamaktan bahsederken, kronik ağrıyla/kaygıyla uğraşmaya kıyasla daha kolaydır.
Bu ağrıyı/kaygıyı o kadar uzun süredir çekiyorsunuz ki, nasıl azalmasını istemezsiniz?
İşte somatik takip yaparken sonuçtan bağımsız olmanıza yardımcı olabilecek bir ipucu:
Her şey duyumun etrafındaki anlatıyı değiştirmekle ilgilidir.
İnsanlar ağrılarını/kaygılarını sıklıkla yanma hissi, batma hissi veya bir baskı hissi olarak tanımlarlar. Ve varsayım, bu duyumların doğası gereği kötü olduğudur.
Ama değillerdir.
Daha önce hiç sıcak bir duş aldıysanız veya buharlı bir jakuziye girdiyseniz, bu bir yanma hissi olabilir ama gerçekten harika hissettirir.
Daha önce akupunktur yaptırdıysanız, bu tam anlamıyla bir batma hissidir ama hoş ve rahatlatıcı hissettirir.
Ve daha önce derin doku masajı yaptırmış olan herkes, fiziksel baskı hissinin gerçekten yatıştırıcı olabileceğini bilir.
Nöroplastik ağrımız/kaygımız olduğunda sorun duyumun kendisi değildir; sorun, bu duyumu "kötü", "tehlikeli", kurtulmamız gereken bir şey olarak yorumlamamızdır.
Ancak ondan kurtulmamıza gerek yoktur; yalnızca ne olup bittiğine dair anlayışımızı değiştirmemiz gerekir.
Yanma, batma, gerginlik, karıncalanma, baskı veya ağırlık doğası gereği kötü değildir. Sadece bir duyumdur. Ve bu duyumu korku veya hayal kırıklığı olmadan, ondan kurtulma arzusu duymadan deneyimleyebildiğimizde, nihayetinde daha az rahatsız edici hale gelir ve zamanla ağrı öylece silinip gidebilir.
Yazar
Alan Gordon
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Aklımızla mı Kalbimizle mi İyileşiriz?
Anksiyete kafayla değil, kalple iyileşir. Zihin durumu anlamak için harika bir araçtır; fakat sürekli analiz ve bilgi arayışı bir noktadan sonra duvarsız bir hapishaneye dönüşür. Zihnin sınırına gelindiğinde çözüm aramayı bırakıp kalbin şefkat, kabullenme, izin verme ve oyunculuk gibi niteliklerine alan açmak gerekir. İyileşme; yeni bir açıklama peşinde koşmaktan, deneyimle dirençsizce bir arada olmaya ve bildiklerimizi şefkatle pratik etmeye geçtiğimizde gerçekleşir.

Çare Sensin!
Kronik anksiyete, terk edilme ile kuşatılma arasında koruma amacıyla tetikte kalmayı öğrenmiş bir sinir sisteminin sonucudur. Ebeveynleri suçlamak döngüyü kırmaz; kişi almadığı şeyi veremez. İyileşme, zihinsel analiz yerine bedendeki alarmı (sıkışma, düğüm) bulup şefkatle temas etmekle başlar. Dışarıdan kurtarıcı beklemeyi bırakıp kendi içinizdeki korkmuş çocuğa ihtiyaç duyduğu ebeveynliği sunduğunuzda ve sınır koyduğunuzda sinir sistemi nihayet yatışır.

Kontrolcü müsünüz? Suçlusu Anksiyete Olabilir
Aşırı kontrolcülük, savunmasız içsel çocuğu korumaya çalışan koruyucu bir parçanın anksiyete tepkisidir. Çocukluktaki kaos veya güvensizlikten doğan bu refleks, yetişkinlikte her şeyi yönetmeye çalışarak tükenmişlik ve daha fazla kaygı yaratır. Çoğu şey kontrolümüz dışındadır. Çözüm; o korkmuş parçayı şefkatle fark etmek, geçmişte işe yarayan bu sıkı korumanın artık gerekmediğini anlamak ve hayatın belirsizliğine alan açıp kontrolü kademeli olarak bırakmaktır.