Makalelere geri dön
Anksiyete ve Depresyon

Makale

Anksiyete ve Depresyon

Carl James14 Ocak 2021

Anksiyete ve depresyon birbirine göbekten bağlıdır. Uzun süreli kaygının yarattığı tükenmişlik depresyonu doğururken, bunun kökündeki asıl neden nahoş duyguları bastırma çabasıdır. Kötü hisleri uyuşturmaya çalışırken iyi duyguları da köreltir ve hissizleşiriz. İlaçlar semptomları geçici olarak maskelese de kalıcı çözüm sunmaz. İyileşme, anksiyete ve üzüntüyle savaşmayı bırakıp insan olmanın getirdiği tüm duygu yelpazesini koşulsuz ve gönüllüce kucaklamakla mümkündür.

Paylaş:

Anksiyete ve Depresyon

Geçenlerde bana şu soru soruldu: "Genelde anksiyete ile mücadele ediyor olmama rağmen, zaman zaman yoğun üzüntü dalgaları ve depresyon hissi yaşamam normal mi?" Cevap: "Kesinlikle evet." Anksiyete ve depresyon birbirine göbekten bağlıdır. Her biri tek başına ortaya çıkabileceği gibi, çoğunlukla bir arada (co-exist) bulunurlar. Uzun süreli gerginlik ve anksiyete insanı tükenmişliğe, çaresizliğe ve depresyona sürükleyebilir. Aynı şekilde, uzun süren bir depresyon da bu durumu tersine çeviremediğimiz için bizi endişeli ve anksiyeteli hale getirebilir.

Hem anksiyetenin hem de depresyonun altındaki en önemli nedenlerden biri, duyguların ve hislerin bastırılmasıdır (suppression). Öfkeli, üzgün, kaygılı veya perişan hissetmeyi sevmeyiz; bu yüzden hemen bunları değiştirmeye, bastırmaya ya da dikkatimizi başka yöne çekmeye (distraction) çalışırız.

Davranışlarımız Durumu Daha da Kötüleştiriyor

Toplum olarak sadece hoş duyguların peşinden koşmaya, hoş olmayan veya acı veren duyguları ise reddetmeye alıştırıldık. Tıbbın büyük bir kısmı da bu nahoş hislerden "kaçınmamıza" yardım etmeye çalışıyor; ancak bunun gizli bir bedeli var.

Sık, yoğun veya uzun süre kalıcı nahoş duygular deneyimlediğimizde, onları bastırma dürtüsü çok güçlü olur. Ancak duygularımızı bastırmak (bunu başarabilsek bile) kısa vadede daha iyi hissetmemizi sağlasa da, gerçekliği çarpıtır ve gerçek benliğimizin dışa vurulmasını engeller.

Bizim üzgün, öfkeli veya kaygılı olan parçalarımız da en az mutlu parçalarımız kadar değerlidir ve onurlandırılmayı hak ederler. Bunu, onların gün ışığına çıkmasına izin vererek yaparız. Düşüncelerimizi filtrelemeye veya kontrol etmeye yönelik hiçbir çaba işe yaramaz. Hangi duygulardan kurtulmak istediğimizi ve hangilerini tutacağımızı cımbızla seçemeyiz. Yüzleşmek istemediğimiz duyguların ifadesini reddedersek, bunlar yüzeyin altında birikir ve ileride bir gün patlak verir. Üstelik "istenmeyen" duyguları bastırdığımızda, "iyi" duyguları da bastırmış oluruz.

Kendimizi hissetmekten alıkoyma, duyguların üzerine zorla kapak kapatma çabası; bizde hissizlik, yabancılaşma (dissociation/depersonalization) ve depresyon yaratır.

Herhangi bir duygumuzu reddettiğimizde, farklı duyguların hayatımıza kattığı o ince detayları ve renkleri kaybederiz. Hayata karşı esnekliğimizi ve açıklığımızı yitiririz; bunun yerini katılık, aşırı temkinlilik, direnç ve nasıl hissettiğimizi kontrol etme çabası alır. Özgürlüğümüzü, esnekliğimizi ve yaşama sevincimizi yeniden kazanmak için, kendimize doğal insan duygularının tüm yelpazesini hissetme izni vermeliyiz. Buna kaçınmak isteyebileceğimiz korku, anksiyete, öfke, üzüntü, hayal kırıklığı, sabırsızlık, pişmanlık ve yas gibi duygular da dahildir.

Kendi Anksiyete ve Depresyon Deneyimim

Yetişkinlik hayatımın büyük bir bölümünde hem anksiyete hem de depresyon yaşadım. Her şey anksiyete durumunun gelişmesiyle başladı; zamanla çıkış yolu bulmak için yaptığım her hamle başarısızlıkla sonuçlandıkça içimdeki öfke, hayal kırıklığı ve çaresizlik büyüdü.

Anksiyetemi bastırmak için muazzam bir çaba harcadım (hiçbir işe yaramadı) ve kaygım içeride biriktikçe birikti. Görmezden gelinmeyi reddediyordu. Barikatlarımı yıkarak büyük bir yoğunlukla dışarı fırlıyordu; sonuç olarak ondan korkmayı öğrendim, bu da daha büyük bir anksiyeteyi doğurdu. Aynı zamanda neşe, sevgi, huzur ve kabul gibi hislerim o kadar köreldi ki, anksiyetem dışında duygusal olarak tamamen düzleşmiş, hissizleşmiştim (emotional flat). Ne yapacağımı bilemedim ve derin bir çaresizliğe, depresyona gömüldüm.

Doktorum buna klinik depresyon teşhisi koydu ve antidepresan ilaçlar yazdı. İlaçların beni getirdiği hali sevmedim ve hayatımın geri kalanında bunlara bağımlı yaşamak istemedim. Ancak o dönemde depresyonla nasıl başa çıkacağımı bilmediğim için, duruma karşı büyük bir kırgınlık, öfke ve hayal kırıklığı besleyerek sadece katlandım.

Anksiyete ile o kadar uzun süre savaştım ki en sonunda bittim ve tükendim. Bununla yorucu bir iş gününün veya ağır bir antrenmanın getirdiği yorgunluğu kastetmiyorum. Bedenimin ve ruhumun en derin çekirdeğine kadar işlemiş, kök salmış bir tükenmişlikten (deep fatigue) bahsediyorum. Oluşması ayları, yılları bulmuş ve öyle bir günde, bir haftada geçmeyecek bir yorgunluk... Bu; fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal bir tükenmişlikti.

İyileşme Çabalarım

Her birkaç günde veya haftada bir; anksiyete, öfke, savaşma, çözüme ulaşamama, çaresizlik, üzüntü ve utançtan oluşan aynı döngünün içinde dönüp duruyordum. Bu durum onlarca yıl devam etti. Kendimi adeta her gün aynı perişan döngüyü tekrar tekrar yaşamaya mahkum olduğum bir "anksiyete labirentinde" (groundhog day) hissediyordum.

Yine de pes edemezdim. Durumum katlanılmazdı ama aynı zamanda onu değiştirmeye çalışmanın da faydasız olduğu kanıtlanmıştı. Kendimi anksiyete durumundan çıkaramıyordum ve görünüşe göre başka kimse de bana yardım edemiyordu.

Bu çaresizlik hissi hayatımın her alanına sıçradı. Hiçbir neşe, amaç veya devam etmek için bir neden olmadan, sadece zar zor hayatta kalıyor gibiydim. Zamanın büyük bir bölümünde bir günden diğerine sadece robotik bir şekilde hareket ediyordum.

Monoton bir varoluştu; ama aynı zamanda anksiyetemle baş edip hayatta hala işlev gösterebilmek için her gün herkülvari, devasa çabalar harcamam gerekiyordu. Devam etmek için verdiğim o amansız mücadele ve anksiyete ile depresyon hislerini bastırmak için harcadığım sürekli çaba beni tamamen bitiriyordu.

Her dibe vurduğumda kendimi topluyor ve yeniden başlıyordum; ama kaçınılmaz olarak kendimi hep aynı çıkmaz sokakta buluyordum. Zaman zaman yeni bir "tedavi" deniyordum ama her seferinde eski kalıba geri dönüyor; her dönüşte biraz daha hassaslaşmış (sensitized), biraz daha tükenmiş ve biraz daha depresif oluyordum.

İşte ufukta hiçbir çıkış yolu görünmeyen bu tükenmişlik ve çaresizlik kombinasyonu beni depresyona götürdü.

Tedavi Deneyimlerim

İster bir doktor tarafından reçete edilmiş olsun ister alkol veya uyuşturucu yoluyla kendi kendini tedavi etme (self-medication) şeklinde olsun, her türlü ilaç bence anksiyete ve depresyondan kurtulmayı üç yoldan biriyle sağlamaya çalışır:

  1. İstenmeyen duyguları uyuşturmaya veya bastırmaya çalışır,

  2. Serotonin gibi "iyi hissettiren" kimyasalları yapay olarak artırmayı hedefler,

  3. Ya da bizi acımızdan geçici olarak uzaklaştırır (distract).

Ancak bunların hiçbiri sorunun temelindeki özü çözmez: Kendi şeytanlarımızla yüzleşme konusundaki isteksizliğimiz veya yetersizliğimiz.

"Girmekten korktuğun mağara, aradığın hazineyi saklar." — Joseph Campbell

Çoğu tedavi seçeneği sadece hayatla baş etmemize (cope) yardımcı olur ve en nihayetinde o bastırılan duygular bir şekilde aradan sızarak dışarı sızar. O nahoş duyguların bastırılmış halini koruyabilmek için ya dozu artırmak ya da ilacı değiştirmek zorunda kalırız.

Sadece ruh halimizi (mood) değiştirmeye odaklanan danışmanlık yaklaşımları, bence o an sahip olduğumuz gerçek duyguları onursuzlaştırır, görmezden gelir. Yüzümüze sahte bir gülücük kondurup gerçekten mutlu hissetmeyi bekleyemeyiz. Ayrıca anksiyetemizin sözde kökenini bulmak için geçmişteki tüm travmalarımızı açığa çıkarmanın ya da hayatımızın en başına kadar iz sürmenin gerekli olduğuna da inanmıyorum. En azından benim deneyimimde, bunun anksiyetem üzerinde neredeyse hiçbir etkisi olmadı.

İşin Özü (The Bottom Line)

Eğer yazılarımı okuduysanız veya Dr. Claire Weekes'in öğretilerine aşinaysanız, onun kabul temelli (acceptance-based) yaklaşımının iyileşmeye giden tek gerçekten etkili yol olduğunu gördüğümü bilirsiniz. Bu yaklaşım bana anksiyetemle ve onunla bağlantılı duygularımla nasıl yüzleşeceğimi ve onları nasıl kabul edeceğimi öğretti.

"Belki de bizi korkutan her şey, en derin özünde bizim sevgimizi bekleyen çaresiz bir şeydir." — Rilke

Tek yapmam gereken, o zamana kadar bastırdığım duygular hakkındaki düşüncelerimi ve onlara verdiğimiz tepkiyi değiştirmekti. Onları itip kakmak yerine yüzleşmeli ve deneyimlemeliydim; onlardan nefret edip reddetmek yerine onları kabul etmeliydim.

Sadece "arzulanan" duygulardan ibaret bir hayat diye bir şey yoktur; dolayısıyla bunu başarmaya yönelik her çaba başarısız olmaya, beraberinde hayal kırıklığı ve ıstırap getirmeye mahkumdur. Ve bu beyhude çabalar sinir sistemine sadece ekstra gerginlik ve anksiyete yükler.

Basitçe ifade etmek gerekirse: İyileşme; tüm doğal duygularımızı meşru kabul etmeyi ve onları bütünüyle, koşulsuz olarak deneyimlemeye hazır olmayı (unconditionally) içerir.

C

Yazar

Carl James

Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.

İlgili Diğer Makaleler

Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

İlaç Kullanıyorum Ama?

İlaç Kullanıyorum Ama?

Anksiyete ilacı kullanmak zayıflık veya başarısızlık değildir; iyileşme yolunda güvenli bir köprüdür. Ancak ilaç semptomları hafifletse de anksiyetenin kökündeki çocukluk travmalarını veya bastırılmış duygusal yaraları tek başına iyileştirmez. Kalıcı iyileşme, kendimizi bozuk değil yaralı görerek, bedenimizdeki alarmla savaşmayı bırakıp ona şefkatle kulak verdiğimizde gerçekleşir. Sen bozuk değilsin Sadık; ilaç bir varış noktası değil, sadece kendini anlama yolculuğundaki bir araçtır.

Dr. Russell Kennedy01 Temmuz 2026
Kaygı Bozukluğunda Sorun Kaygı Değil, Sorun Çözme Alışkanlığıdır

Kaygı Bozukluğunda Sorun Kaygı Değil, Sorun Çözme Alışkanlığıdır

Zihin somut sorunları çözmekte başarılıdır; ancak kaygı bozukluğunda gelecek ihtimallerini çözülmesi gereken bir tehdit sanarak ruminasyon döngüsünü başlatır. Bu otomatik sorun çözme alışkanlığını kırmak için üç adımı uygulayabilirsiniz. İlk olarak, zihninizin belirsizliği çözmeye çalıştığı anı fark edin. İkinci olarak, düşünceyle savaşmak yerine onun bedendeki etkisini merakla gözlemleyin. Son olarak, her düşüncenin bir cevap gerektirmediğini fark ederek analizi bırakın.

Sadık Alper Bilgil + AI28 Haziran 2026
İYİLEŞİYOR MUYUM?

İYİLEŞİYOR MUYUM?

Sinir sistemi iyileşmesinin en tuhaf yönü, bunu en son sizin fark etmenizdir. İyileşme görünür bir ilerleme sunmaz; o bir varlık değil, eski kasılmaların sessiz yokluğudur. Semptom takibi yapmak beyne tehdit mesajı göndererek alarmı sıcak tutar. Durumu izlemeyi bırakanlar daha hızlı iyileşir. Kendi hisleriniz yerine dışsal verilere bakın: Altı ay önce kaçındığınız şeyleri şu an yapıyor musunuz? Fark hissetmemek başarısızlık değil, iyileşmenin ta kendisidir.

Shaan Kassam24 Haziran 2026